Yaradan, insanı yeryüzüne bir ahenk, bir nezaket ve birbirine yoldaş olsun diye gönderdi. Farklı renkler ve diller; ekmeği bölüşmenin zenginliğiydi.
Hedef; aç olanı doyurmak, yurtsuz kalana sığınak olmaktı. Peki, ne yaptık? Toku aç, evi olanı açıkta bırakacak bir dünya düzenini onayladık!
Nefis araya girince o berrak pınar bulandı. Efsaneye göre şeytan dünyaya üç tüy üfledi: Biri paraya, biri makama, biri de hırsa yapıştı. Bugün küresel servetin devasa bir kısmı minicik bir azınlığın elinde hırs yığınına dönüşmüşse; güç dengeleri adaletten kopup sadece mülkiyet üzerine kurulmuşsa, sebebi o tüylere sıkı sıkıya sarılmaktır.
Dünyanın dört bir yanında; güç ve rekabet uğruna kadim medeniyetler hırpalanırken, (mesela; İRAN) kutsal metinlerin bu hırsa kılıf edilmesi en büyük yaradır. Sömürü kimden gelirse gelsin; makama yapışıp hizmeti unutanlar ve buna sessiz kalarak adaletsizliğe cevaz verenler, aslında kendi vicdanlarını sürgüne göndermişlerdir. Oysa insanlıktan söz etmek için önce ellerin kandan, kirden, gönlün hasetten, cüzdanın haramdan, kul hakkından arınması gerekir.
Ha komşunun evine dalıp çoluk çocuk öldürmüş, malını gasp etmişsin; ha bir emperyalist devletin başka bir ülkenin zenginliği için bahaneler üreterek oraya çökmek için binlerce insanı katledip ülkeyi harabeye çevirmesi... İkisi de aynı şeydir! Bir ülkeyi "yakıp yıkıp ilk çağlara döndüreceğim" sözü ne kadar abes ve vahşiyse; "haydi orayı imar edelim, konfor sağlayalım" sözü o kadar insancıldır.
Meseleyi şu meşhur kıssa ne güzel özetler: Bir bilgeye sormuşlar: "İnsanlık neden kurtulmuyor?" Bilge, birbirini aşağı çekenleri gösterip demiş ki: "Herkes kanat çırpmayı hayal ediyor ama ayağına şeytanın tüyü yapışan, arkadaşının kanadını yolmayı başarı sayıyor. Kurtulmak için yukarı itmek değil, sadece aşağı çekmemek gerekir."
Ve doğruyu söyleyeni, realisti, bilgeyi, akıl kullanmayı teşvik edeni dışlamamak, susturmamak, dokuz köyden kovmamak gerekli ki hak yerde kalmasın, zulüm yayılmasın!
İşte asıl yaramız budur: Birbirimize omuz vermek yerine, hasedin tüyüne yapışıp aşağı çekmek. Nezaketin zayıflık, kibrin itibar sayıldığı bu çağda; asıl mesele hakkına razı olmaktır. Yarın tüm hırslar ve o hırsların peşinden giden yığınlar tarih olacak.
Para pul geçer, makamlar devrilir; ama insanın ardında bıraktığı o tertemiz "insanlık kokusu" kâinatın boşluğunda ebediyen yankılanır. Mesele, o kirli tüylerden silkelenip aslımıza; yani sadece sevmeye, yardımlaşmaya, nezakete, saygıya ve paylaşmaya geri dönmektir.
Gene bir bilgenin sözü çok şey anlatır; “Düşmana, eşkıyaya, cahilin cehline yad olan da onlarla aynıdır!
Vesselam!