Zihnin Prangaları: Zincirli Kölelerden Özgür Bilgelere!
Özgür Köle, Epiktetos, bacağını kırmakla tehdit eden ve kıran efendisine sarsılmaz bir sükunetle bakmış ve demiştir ki: "Bacağımı zincire vurabilirsin, kırabilirsin ama irademi hiçbir güç alt edemez."
Özgürlük, çoğu zaman istediğini yapma olarak algılanır! Bileklerde kelepçelerin yokluğu sanılır. Oysa gerçek tutsaklık zihindedir; bir ideolojiye veya siyasi iradeye kayıtsız şartsız teslim olduğumuz yerde başlar. Frederick Douglas’ın dediği gibi: "Eğitim, özgürlüğün anahtarıdır." Ancak bu eğitim diploma değil, zihni her türlü vesayetten kurtarıp kendi muhakeme tahtına oturtma sanatıdır.
Toplumsal manzara ilginçtir: Muazzam bir güce sahip kitleler, bazen iradesiz birer gölgeye dönüşür. Tıpkı devasa bir boğanın, burnuna takılan incecik bir halka ve ona bağlı bir zincirle küçük bir çocuğun peşinden gitmesi gibi… Boğa gücünün farkında değildir; o sadece burnundaki sızıya (sloganlara, korkulara, suni aidiyetlere) odaklanmıştır. Günümüz insanı da devasa potansiyeline rağmen, siyasi kutuplaşmanın zinciriyle daracık patikalara sürükleniyor. Bir tarafın neferi olmak, evrensel binlerce doğruyu "bizden değil" diyerek ıskalamaktır.
Tarih, bedeni zincirliyken ruhuyla kâinatı kucaklayan karakterleri yazar. Roma’nın köle pazarından çıkan Epiktetos, bacağını kırmakla tehdit eden efendisine sarsılmaz bir sükunetle bakmış ve demiştir ki: "Bacağımı zincire vurabilirsin ama irademi hiçbir güç alt edemez." O, asıl özgürlüğün dış dünyaya verdiğimiz "hür tepkide" yattığını kanıtlamıştır.
Yüzyıllar sonra bir başka karakter, Frederick Douglass, pamuk tarlalarında alfabeyi sökerek kendi ışığını yarattı. Douglass için okumak, efendisinin zihnindeki mülkiyetini iptal etmekti. Harfleri birleştirdiği an, ruhundaki zincirler çoktan parçalanmıştı. Biri iradesiyle, diğeri bilgisiyle aynı hakikati haykırıyordu: Zihni hür olanı kimse köleleştiremez.
Zihinsel bağımsızlığın nihai durağı Hint bilgeliğinde saklıdır, Upanişadlar ve Vivekananda’nın öğretilerinde saklıdır: "Gerçek aydın, gökkuşağını tek bir rengiyle değil, bütün renkleriyle kabul edendir." Siyasi iradeye esir olan zihin, dünyayı tek renge boyamaya çalışır. Oysa hakikat tek bir partiye veya ideolojiye sığmayacak kadar büyüktür. Hür bir zihin, gökkuşağının her renginin aynı ışığın yansıması olduğunu bilir.
Siyasi bir grubun dogmalarına esir olmak, Douglas’ın sunduğu o kutsal anahtarı denize atmaktır. Bir tarafı körü körüne savunmak, zihni kendi üzerine kapatıp koca bir denizi bir bardak suya hapsetmektir.
Gerçek özgürlük; burnumuzdaki o ideolojik halkayı fark etmek, Epiktetos gibi içsel bir kale inşa etmek ve gökkuşağının tüm renklerine kalbi açmaktır. Boğayı peşinden sürükleyen çocuk değil, boğanın kendi gücüne olan cahilliğidir. Cemil Meriç’in deyimiyle, idraklerimize giydirilen o "ideolojik deli gömleklerini" çıkarıp atmak aklımıza olan borcumuzdur.
Kendi esaret zincirini kıran zihinler için hiçbir kilit kapalı kalamaz!
Parti, siyasi görüş, dininde taassup, herkes benim yolum doğrudur o yolda yürümelidir diyenlerin zincirleri toplumun boynuna takmak istedikleri ateşten zincirlerdir.
Özgür irade, özgür inanç, özgür davranış ve düşünce insanı kölelerden ayırır!
Vesselam!