Ben kendi fikirlerimden şüphe ediyorken, sen neden etmiyorsun?

Dünyada anlaşılmayan şeylerden daha fazlası tarafımdan da hiç anlaşılamamıştır! Anlamaya çalışıyorum, gayret içindeyim ama anladıklarımı anlatamıyorum. En çok şaşırdığım şey; bir şeyi anlamaya çalışanların azlığıdır. Einstein atomu parçaladı da gelir vergisini "anlayamıyorum" dedi. Demek ki en karmaşık fiziksel gerçeklikleri çözen dahi bile, insanlığın ürettiği bazı saçmalıkları anlayamıyor!

Bir insan, başka birinin hayatı hakkında karar verme hakkını kendinde nasıl bulabiliyor? Hayat tamamen kişinin kendisine aitken, neden kaderini başkaları çizsin?

"Sen mutsuz ol, yeter ki ben rahat edeyim" mantığı, insanlık tarihinin en klasik çelişkisidir. “Köleliği kaldırmaya kalktığında ilk itirazların kölelerden geldiğini söyler”, Frederick Douglas. Aynı mantık bugün de geçerli. İnsanları sömüren düzen eleştirildiğinde, ilk itiraz yine sömürülenden geliyor: "Aman alıştığımız düzen bozulmasın!"

Bir kurum düşünün; hizmet yetersiz, teknoloji yok. Ama bir yetkili geldiğinde protokol ve çiçekler ön planda, sonuçlar ise belirsiz. Çünkü birçok insana tanıdık olan, bilinmeyen iyilikten daha güvenli geliyor. "Bildiğin şeytan, bilmediğin şeytandan iyidir" diyor İngiliz atasözü. Mantığı komik elbette! Farklılık ve değişim çabası nerede? Farklılığı öcü olarak görüyorsak Deleuze’ün kemikleri sızlar! Şeytana uymak adet değil, şart da değil elbet!

Haberlerde liderlerin telefon görüşmeleri coşkuyla anlatılıyor. Peki ne karar alındı? Kime yaradı? Çoğu zaman sıfır bilgi. Biz ise boş bir tiyatro izler gibi ekran başına kilitleniyoruz. Çağlar değişti ama insanın içindeki vahşi öldürme duygusu iyileşmedi. Savaşa harcanan trilyon dolarlar; insanın konforuna ve eğitimine harcanmıyor. Patron biziz diye düşünüyoruz ama bizi temsil edenlerin lüks hayatlarını alkışlıyoruz!

Asıl mesele şu: Biz mantığın değil; alışkanlığın, korkunun ve tembelliğin yarattığı kolektif bir hipnoz içindeyiz. Zincirlerimizi kendi ellerimizle parlatıyor, seçtiklerimizi "bizimkiler" diye kucaklıyoruz. Bilmemekten utanmak yerine, cahilliği bir erdemmiş gibi savunmak durumumuzun en acı özetidir.

Epiktetos; “Bildiğini sanana bir şey öğretilemez” der. Marcus Aurelius ise ekler: “Beni yanlışım konusunda ikna edecek biri varsa memnuniyetle değişirim. Çünkü ben gerçeğin peşindeyim.”

Anlamak için önce “belki de yanılıyorum” deme cesaretini göstermeliyiz. Aksi halde bu ironik komedinin başrol oyuncusu olmaya devam edeceğiz.

Vesselam.