Erzurum boşuna ‘Kadim Şehir’ diye anılmaz.
Bu şehir sadece tarihi eserleriyle,
Taş konaklarıyla,
Ya da uzun ve çetin kışlarıyla kadim değildir.
Erzurum'u asıl kadim yapan; nesilden nesile aktarılan kültürü, terbiyesi ve yetiştirdiği insanlarıdır.
*
Bugün Erzurum insanından söz edildiğinde akla hala mertlik, dürüstlük, vatan sevgisi ve karakter gelir.
Sözünün arkasında duran,
Büyüğüne saygı gösteren,
Küçüğünü koruyan insanlardan bahsedilir.
Elbette her dönemin kendine göre eksikleri ve fazlalıkları vardır.
Ancak bugün hala Erzurum insanının bu özelliklerinden söz edebiliyorsak, bunun temelinde bir zamanlar bu şehrin köşe taşı olan insanların büyük payı vardır.
Çünkü Erzurum'un kültürü kitaplardan öğrenilmedi.
Hayatın içinde yaşandı.
Babadan oğula,
Dededen toruna,
Mahalleden sokağa,
Köyden şehre aktarıldı.
Bazen bir nasihatte, bazen bir duada, bazen de birkaç kelimelik bir cümlenin içinde nesilden nesile taşındı.
Bu yüzden yıllarca "Dadaşın sözü senettir" denildi.
Çünkü Erzurum'da insanın sözü, çoğu zaman imzadan daha kıymetli görülürdü.
Verilen sözün altında önce karakter aranırdı.
Bu anlayışı yaşatan insanlar vardı.
Mahallenin ağabeyleri,
Köyün büyükleri,
Ailelerin çınarları...
*
Erzurum'un köşe taşı olan bu insanlar uzun uzun konuşmazlardı.
Bir cümle kurar, bazen saatlerce anlatılacak bir meseleyi birkaç kelimeyle özetlerlerdi.
Söyledikleri sözler sadece nasihat değil, yaşanmış bir ömrün özeti olurdu.
Mesela, bayram sabahlarında büyüklerin elini öpmeye gittiğimizde sıkça duyduğumuz bir dua vardı.
‘Daima bu günlere gelesin.’
Ne kadar kısa ama ne kadar derin bir temenni...
Sağlıkla,
Huzurla,
Sevdiklerinle birlikte daha nice bayramlara ulaşman için edilen samimi bir dua.
*
Bugün belki uzun uzun yazılarla anlatmaya çalıştığımız birçok şeyi onlar birkaç kelimeyle ifade edebiliyordu.
Ne derlerdi, ‘Dünya malı dünyada kalır’ derlerdi
Bu sözün içinde hayatın bütün muhasebesi vardı.
Malın da makamın da gelip geçici olduğunu, insanın geride bıraktığı güzel isimle anılacağını anlatırlardı.
Misafir kapıya geldiğinde kimse hesap yapmazdı.
Çünkü onlar ‘Misafir rızkıyla gelir’ anlayışıyla büyümüşlerdi.
Sofrada ne varsa paylaşılırdı.
İkramın büyüğü küçüğü değil, samimiyeti makbuldü.
Terbiye ise hayatın merkezindeydi.
‘Büyüğün olduğu yerde dilini de oturuşunu da bileceksin’ sözü sadece bir öğüt değildi.
Bir hayat düsturuydu.
Büyüklerin yanında konuşmanın da bir ölçüsü vardı, susmanın da...
Babalar evlatlarına sık sık şöyle derdi:
‘Babanın adıyla değil, kendi adamlığınla yaşa.’
Çünkü Erzurum'da insanın değeri soyadıyla değil, şahsiyetiyle ölçülürdü.
İnsan kendi emeğiyle, kendi duruşuyla yer edinirdi.
Bir başka güzel söz de şuydu,
‘Edep insana yakışan en büyük zenginliktir.’
Belki de bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz hatırlatmalardan biri budur.
Ve yine büyüklerimizin dilinden düşmeyen bir ifade:
‘Eli açık olanın kapısı kapalı kalmaz.’
Paylaşmanın bereket getireceğine, veren elin eksilmeyeceğine inanılırdı.
İşte Erzurum biraz da bu sözlerin şehridir.
*
Bir cümlenin nasihat olduğu, bir duanın yıllarca hafızalarda yaşadığı, bir sözün kitaplar dolusu anlam taşıdığı şehir...
Belki bugün o insanların çoğu aramızda yok.
Ama onların sözleri hala yaşıyor.
Çünkü onlar sadece söz bırakmadılar,
Bir karakter,
Bir kültür ve bir hayat anlayışı bıraktılar.
Bugün Erzurum insanında gördüğümüz güzel hasletlerin önemli bir kısmı da işte o mirasın eseridir.
Bazı şehirler taşlarıyla ayakta kalır,
Bazı şehirler ise insanlarının taşıdığı değerlerle...
Erzurum, değerleriyle ayakta kalan kadim şehirlerden biridir.
