Milletvekili, özgür fikrini açıklayan, düşüncesini liderine ve kürsüde söyleyebilen kişidir. Grup kararı demek, demokrasinin olgun bir örneği değildir; tam tersine özgür iradenin iptalidir.

Dünyada gelişmiş ülkelere baktığımızda sistemlerini akıl ve kurumsallık üzerine kurduklarını görüyoruz. İngiltere, Magna Carta’dan (1*) başlayarak parlamenter düzenini yüzyıllar içinde olgunlaştırdı; krallık sembolik kaldı, halkın iradesi ve hukukun üstünlüğü kurumlara yerleşti. Fransa ise devrimle birlikte cumhuriyet fikrini kökleştirdi; sancılar yaşasa da tartışma kültürü ve kurumların devamlılığı sistemi ayakta tuttu.

Avrupa’da dikkat çeken bir başka nokta da kanunların dolaşımıdır. Bir ülkede çıkan bir düzenleme kısa süre içinde başka bir Avrupa ülkesinde de kanunlaşır. Bu, akılcılığın ve ortak aklın delilidir. Sistemler birbirinden öğrenir, toplumlar birbirinin tecrübelerini sahiplenir.

Bizde ise kanunlar çoğu zaman tartışılmadan, toplumun vicdanına yerleşmeden çıkar; bu yüzden kök salmaz.

Bizim vatanımızda ilk sorun, sistemlerin oturmaması veya akla dayalı bir düzenin kurulamamış olmasıdır. Parlamento, özgür fikirlerin kürsüde dile getirildiği yer olmalıydı; fakat grup kararlarıyla milletvekilleri susturuldu. Oysa milletvekili, özgür fikrini açıklayan, düşüncesini liderine ve kürsüde söyleyebilen kişidir. Grup kararı demek, demokrasinin olgun bir örneği değildir; tam tersine özgür iradenin iptalidir. Bu düzende şahsiyetli, karakterli insanlar ve fikir adamları milletvekili olabilirler ama konuşamaz, fikirlerini açıklayamazlar; çünkü sistem özgürlük yerine uyumu ödüllendirir.

Torba yasa uygulaması da sistemin çarkına çomak sokmaktadır. Birçok kanunun aynı anda geçirilmesi, tartışılması gereken düzenlemelerin çuvala(!) doldurulup hızla yasalaştırılması demektir. Oysa her kanun üzerinde tartışılmalı, düzenlenmeli, itiraz edilmelidir; aksi halde demokrasi sadece şekilden ibaret kalır.

İngiltere ve Fransa örnekleri bize şunu gösteriyor: sistem, akılla kurulur ve tartışmayla işler. Bizde ise akıl yerine alışkanlık, tartışma yerine suskunluk hâkim olduğunda sistem sadece kâğıt üzerinde kalır.

Özgürlük yoksa fikir adamı da yoktur; şahsiyetli vekil grup kararının zincirinde erir, parlamento özgür sözün kürsüsü değilse sadece boş bir sahnedir. Sistem, akılla kurulur ama vicdanla işler. Demokrasi, tartışmanın sesidir; susturulduğunda geriye sadece boşluk kalır.

Kanun, halkın güvenine yaslanmadıkça kâğıttan bir kuleye benzer.

(1) Magna Carta, 1215 yılında İngiltere Kralı John’un imzalamak zorunda kaldığı ve kralın yetkilerini sınırlayan ilk büyük özgürlük belgesidir. Hukukun üstünlüğü fikrini ortaya koyarak modern demokrasilerin ve anayasal düzenlerin temel taşlarından biri olmuştur.