Televizyonu açıyoruz, karşımıza çıkan manzara adeta Teksas sokaklarını aratmıyor. Şiddet, mafya, kan, entrika…

Daha da acısı, çocuk yaştaki evlatlarımızın akranlarını öldürdüğü haberleri sıradanlaşmış durumda.

Bu, herhangi bir toplum için alarmdır; bizim için ise çok daha derin bir yaradır.

Ahlaksızlık almış başını gidiyor.
Haya,

Edep,

Utanma duygusu neredeyse ‘çağdışı’ bir kavram gibi sunuluyor.

*

Bugün televizyon kanallarının önemli bir kısmı, Müslüman Türk aile yapısıyla açıkça çelişen yayınlar yapıyor.

Diziler,

Yarışmalar,

Sözde eğlence programları…

Özellikle gündüz kuşağı programları var ki, insan izlerken “Bu toplum nereye sürüklenmek isteniyor?” diye sormadan edemiyor.

İfade etmek zor ama söylemek zorundayız:
Çok özür diliyorum; ancak bazı diziler, gündüz kuşağı programlarının içeriği, genelevleri masum gösterecek noktaya gelmiş durumda.

*

Peki bütün bunlar neden oluyor?
Tesadüf mü?

Reyting uğruna mı?

Yoksa daha derin bir hesap mı var?

Mafyayı özendiren, ahlaksızlığı meşrulaştıran, bahaneler üreterek adam öldürmeyi normalleştiren, giyim kuşamda açıklığı bile geçip düpedüz çıplaklığı teşvik eden bu diziler ve programlar niçin bu kadar yaygınlaştırılıyor?

*

Aklımın erdiğince, dilimin döndüğünce şunu ifade edebilirim ki, bu millet ideolojilerle bölünüp parçalanamayınca, şimdi kaleyi içten fethetme yoluna gidildi.
Hırsızı eve sokup, öküzü bacadan çıkarmaya çalışıyorlar.

‘Müslümanız’ diyoruz ama ne yazık ki gerçek bir Müslüman gibi yaşamıyoruz.
Geleneklerimiz, göreneklerimiz, aile bağlarımız çoktan rafa kaldırılmış durumda.

Batılı gibi olalım diyoruz, maalesef onu da beceremiyoruz.

Çünkü bizim mayamız, bizim meşrebimiz buna uygun değil.

*

Bu millet, Kürdüyle, Türküyle, Çerkeziyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, bütün renkleriyle bir bütündür.

Asırlardır böyle yaşadı, Allah’ın izniyle böyle yaşamaya da devam edecek. Ancak bu birlik ve beraberlik, ahlaki zemini çöken bir toplumda kendiliğinden ayakta kalmaz.

Buradaki asıl mesele şudur:
Başta televizyon kanalları olmak üzere, gündüz kuşağı programları ve sosyal medya ayağı ciddi şekilde kontrol altına alınmalıdır.

Bu, sansür değil, toplum sağlığını koruma meselesidir.

Nasıl ki zehirli gıdalar toplatılıyorsa, ruhu zehirleyen yayınlar da aynı hassasiyetle ele alınmalıdır.

Siz bu yayınları görmüyor musunuz?

Şikayetleri okumuyor musunuz?

Bu toplumun hassasiyetleri sizi bağlamıyor mu?

*

Buradan RTÜK’e açıkça sesleniyorum,

RTÜK, sadece ceza kesen bir kurum değildir.

RTÜK, bu milletin ahlaki ve kültürel değerlerini korumakla yükümlü bir kamu otoritesidir. Eğer aile yapısı çökerse, bunun vebali sadece yayıncıların değil, denetlemeyenlerin de omuzlarındadır.

Biz gazetecilerin görevi nettir.
Biz köprü vazifesi görürüz.

Vatandaş ile yetkililer arasında köprü oluruz.

Milletin talebini, itirazını, feryadını ilgili mercilere ulaştırırız.

İşte biz de tam olarak bunu yapıyoruz.

Vatandaş, gayri ahlaki dizileri istemiyor.
Mafyayı özendiren yapımları istemiyor.
Aile yapısını dinamitleyen gündüz kuşağı programlarını istemiyor.

En önemlisi, gençlerimizin ve çocuklarımızın zehirlenmesine razı değil.

*

Bu ses duyulmalıdır.
Bu itiraz görmezden gelinmemelidir.

Çünkü ahlak çökerse,

Hukuk da çöker,

Adalet de çöker,

Gelecek de çöker.

Ve kaybedilen bir nesli, hiçbir reyting geri getiremez.