banner533

İlkokula giderken öğretmenim sınıfta kara tren türküsünü koro şeklinde söyletir, sınıfça neşelenirdik. Türkü içimizi yakar, küçük beyinlerimize acıyı, ayrılığı, kavuşmayı, sevdayı koyar, bir gün benimde yolculuk yapacağım ulaşım aracına dönüşürdü. Öylede oldu. Yıllar geçti. Büyüdük.

1974 yılında Eğitim Enstitüsünü kazandım. Her gün 40 kilometrelik yolu gidip geliyor, yolda bulduğumuz koltuğa ilişerek öğrendiğimiz dersleri okuyup tekrar ederek öğrenmeye devam ederdim......! Bir gün okuldan çıkıp istasyona geldiğimde Banliyö trenini kaçırmış Kars'tan gelecek treni beklemek zorunda kalmıştım. Başka çarem yoktu. Otelde kalacak cepte para ne gezer. Karnımız acıkmış, zil çalıyorken sabretmekten başka çaremiz yoktu. Fakirlik, fakirlik...!

Aralık ayının soğuğu olanca şiddetiyle etrafı kavuruyorken tek çarem kaloriferleri yanmış, ısınmanın yolunu bulmuştum. Dışarıda soğuk pek berbattı. Ancak içerisi sıcak, koltuklar ise tahtaydı. Akşam saat 18.30. Cebimde ne zaman geleceği belli olmayan "Doğu Ekspres" için alacağım bilet parası vardı. Salon tıklım tıklım dolmuş, trenden ise haber yoktu. Anlaşılan tehirli gelecekti. Tek çare beklemekti. Duamız bir an önce gelmesiydi.

İnsanlar homurdanıyor, sinirleniyor, fakat beklemekten başka çarelerde olmuyordu. Saat gece 23'ü gösteriyordu ki salonda hareketlenmeler başlamış, çantalar, ele alınmıştı. Tam dört saat gecikme vardı. Neyse saat 23.20 de tren hareket etti ama, vakitte bir hayli ilerlemiş, kara tren çuf çuf ederek kışın soğukta yol almış, Ilıca geçilmiş, Çiçekli istasyonu derken Kandilli istasyonuna varılmıştı. Saatim yoktu ama gece yarısını geçmiş, aralık ayazında yaya olarak gideceğim beş kilometrelik yolum kalmıştı.

Kış, kar çok, kurtlarda pusuda bekliyordu. Yol ıssız, soğuk dondurucuydu. Ama gitmem gerekiyordu. Çarem yoktu. Sığınacak bir yerde yoktu. Neyse yola koyuldum, gidiyorum ama korkudan feleğim şaşmıştı. Yüreğim çarpıyor, sessizlikten sadece ayak seslerimi duyuyordum. Yolda uykum gelmiş, ayaklarım artık beni götürmüyordu.

Dursam donacağımı biliyordum. Bir tarafta yırtıcı hayvan korkusu, diğer tarafta donmanın ürpertici etkisi. Gidiyorum, gidiyorum yol bitmiyordu. Uzaktan kurt ulumaları duyulurken köpeklerin havlamaları da işitiliyordu. Gece yarısını geçmiş, tüm lambalar sönmüş hayalete benzeyen Tazegül Köyüne vardığımda üzerimden ağır bir yük kalkmıştı. Artık evdeydim ama zihnim kalmış mıydı bilemiyorum.....!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner532

banner531