Sorumluluk, aynada gördüğünle kendine ve halka verdiğin cevabın örtüşmesidir.

Sorumluluk, insanın kendi vicdanıyla yaptığı en ağır anlaşmadır. Bu anlaşma, yalnızca bireyin iç dünyasında değil, toplumun bütün damarlarında yankılanır. Bir insan kendiyle yüzleşmeden sorumluluk alamaz; bir yönetici ise halkıyla yüzleşmeden makamını hak edemez.

Bugün sorumluluk kavramını yeniden hatırlatmak gerekiyor. Çünkü sorumluluk, sadece görevleri yerine getirmek değil, aynı zamanda kendini eleştirebilme cesaretidir. Doğan Cüceloğlu’nun Savaşçı kitabında dediği gibi: “İnsan, kendine dürüst olmadıkça özgürleşemez. Bu söz, birey için olduğu kadar, makam sahipleri için de geçerlidir.

Burada Sofi’nin yolculuğunu hatırlamak gerekir (Jostein Gaarder, Sofi’nin Dünyası). Sofi, kendine sürekli sorular sorarak düşünsel bir yolculuğa çıkar. Aynaya bakar, gördüğüyle düşündüğü arasında bir bağ kurmaya çalışır. İşte sorumluluk da böyledir: birey kendine sorular sorarak kendini günceller, yöneticiler ise halka sorular sorulmasına izin vererek hesap vermeyi öğrenir.

*Her birey kendine binlerce soru içinde bu soruları da sormalıdır:

*Hayatımda verdiğim sözlerle yaptıklarım örtüşüyor mu?

*Savunduğum ideallerle davranışlarım arasında bir uçurum var mı?

*Kendimi en son ne zaman eleştirdim?

Ve yöneticiler… Sofi gibi aynaya bakmalılar. Objeler, yani yaptıklarıyla, vaat ettikleriyle, düşündükleriyle ve savundukları ideallerle örtüşüyor mu? Yoksa makamı korumak için hesaplar mı yapıyorlar?

Buradan bütün yöneticilere soruyorum:

*Kendi makamınızı gerçekten hak ettiğinizi düşünüyor musunuz?

*Kendinizi en son ne zaman eleştirdiniz?

*Çalışmalarınızda gereğini mi yapıyorsunuz, yoksa gelecekte de makamda kalabilmek için altyapı hazırlıkları mı yapıyorsunuz?

*Milletin malını kutsal bir emanet olarak görebiliyor musunuz?

*Hesap vermekten kaçıyor musunuz, yoksa halka net ve açık cevaplar veriyor musunuz?

Hiçbir yönetici, hiçbir birey hesaptan kaçmamalıdır. İnsan önce kendisine, sonra vicdanına, sonra da soru soran ülkenin asıl patronu insanlarına hesap vermekle yükümlüdür. Çünkü sorumluluk, geleceği garanti altına almak için yapılan hesapların ötesindedir. Gerçek sorumluluk, halkın yükünü taşımak, onların derdini kendi derdi bilmek, makamı bir ayrıcalık değil bir emanet olarak görmektir.

Toplumun huzuru, yöneticilerin vicdanıyla yaptığı bu sessiz anlaşmaya bağlıdır. Eğer bu anlaşma bozulursa, makamlar boş bir unvan, sorumluluk ise unutulmuş bir kelime haline gelir. Oysa sorumluluk, insanı kendi doğasına uygun yaşatan tek güçtür.

“Sorumluluk, aynada gördüğünle halka verdiğin cevabın örtüşmesidir.

Vesselam!