Türkiye’de bugün fikir dünyasına baktığımızda garip bir tezatla karşılaşıyoruz: Okuyan çok az ama yazan, yorum yapan çok fazla!
"Günübirlik yaşayanlar, asırlık planların parçası olamazlar. Entelektüel olmanın ilk adımı, kalabalıkların gürültüsünü değil, küresel çarkların çıkardığı asıl sesi duyabilmektir."
Türkiye’de bugün fikir dünyasına baktığımızda garip bir tezatla karşılaşıyoruz: Okuyan çok az ama yazan, yorum yapan çok fazla! Sokaktaki sesten dijital mecralara kadar her yer bir "fikir beyanı" ile dolu. Ancak herkesin konuşuyor olması, bir fikir üretildiği anlamına gelmiyor. Ne yazık ki sayıca bir çokluk içindeyiz ancak bu kalabalığın içi bomboş. Güzel Türkçemizi bir bayrak gibi taşımak yerine; onu derinliksiz bir "cahil özgüveninin" ve siyasi taraftarlığın malzemesi haline getiriyoruz.
Entelektüel dediğimiz kişi; bilgiyi işleyen, sorgulayan ve hadiselerin arkasındaki senaryoları fark edebilen aydınlanmış zihindir. Bizim toplumumuzda ise bu derinliğin yerini "avam" dediğimiz zihinsel bir tembellik almış durumda. Bu kesim; felsefe, tarih, psikoloji, sosyoloji, teknoloji, ekonomi gibi insanı ve devleti inşa eden temel taşlarla ilgilenmek yerine, dünyaya hiçbir katma değeri olmayan boş uğraşlara enerji harcıyor. Okumayan ama her konuda sarsılmaz fikirlere sahip olan bu kitleler, ne yazık ki küresel oyunların en elverişli sahası haline geliyor. Bu toplumsal sığlığın siyaset sahnesindeki yansıması ise ülke için oldukça pahalıdır.
Maduro ve benzeri lider profillerine baktığımızda, bu zihinsel tembelliğin nasıl bir yıkıma dönüştüğünü görebiliyoruz. Popülist söylemlerle kalabalıkları peşinden sürükleyen bu yapılar; aslında ülkelerini stratejik birer kapana hapsederken, halklarına sadece "kahramanlık illüzyonları" sunuyorlar. Tarih gösteriyor ki; emperyalist güçler, kendi vizyonuyla hareket eden bir liderden ziyade, toplumunu rasyonel gelecekten koparan figürlerin önünü açarlar. Goethe’nin uyarısını hatırlayalım: "Üç bin yıllık bir plan yapamayan ülkeler, günübirlik yaşamaya mahkûmdur." Şimdi dürüstçe sormalıyız: Biz kaç yıllık planlar yapıyoruz, yoksa başkalarının senaryolarında birer figüran mı?
Sonuç olarak; olayları ekranlarda sunulduğu haliyle değil, doğuracağı ekonomik neticelerle okumak zorundayız. Körü körüne taraftarlık yerine hakikati aramayı düstur edinmeliyiz. Tarihin ve siyasetin karmaşık labirentlerinde yolumuzu bulmamızı sağlayacak tek bir gerçek pusula vardır: Parayı takip etmek.
Küresel ekonominin çarklarını, kimin kime borçlandığını ve kaynakların nereye aktığını anlamadan, özgür bir fikir üretmek mümkün değildir. Entelektüel olmanın ilk adımı, kalabalıkların gürültüsünü değil, o devasa çarkların çıkardığı asıl sesi duyabilmek ve bu oyunu fark edebilmektir.