Roma imparatorları dünya hâkimiyetinde kendilerine karşı çıkan kim varsa onları ezip geçtiler. Kartaca’nın ele geçirilmesi budur.
Türkistan’dan Roma’ya giden Büyük Hun İmparatoru Attila, Büyük İskender’in Makedonya’dan ta Hindistan’ı ele geçirmesi böyledir. Bizans, German imparatorlukları böyle yapmışlardır.
Emeviler, Abbasiler ve Büyük Selçuklular güçlerinin yettiği kadar yeri feth etmiş ve hükümdarlıklarını ilan etmişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu üç kıta yedi iklimde karada ve denizde hükümran olmuş, 15. ve 16. Yüzyıllara Türk asrı denilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, Sefaviler, Şeybaniler ve Babür İmparatorluğu 200 yıl şeksiz şüphesiz idare ederek bu asırlara ‘Türk Asırları’ demişlerdir.
1750’den 1942 yılına kadar İngilizler dünyayı idare ettiler. Elleri, kolları uzundu. Dünyanın istedikleri yerleri işgal ederek yönettiler. Rusların ve Çinlilerin etkileri bunlar kadar büyük olmadı.
1900’lerden itibaren Amerikalılar yükselmeye başladı. Özellikle 1945’den günümüze kadar her alanda dünyada bir Amerikan hâkimiyeti vardır.
İran’da Musaddık’ı, Şili’de Allende’yi, Panamada Noriaga’yı şimdi de Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu paketleyip ABD’ye görürdü.
1952 yılından itibaren Türkiye’deki siyasal ve ekonomik değişmeleri hep ABD’liler idare etti. Yönetti. 1960 İhtilali, 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat Postmodern darbesi ve nihayet 15 Temmuz kalkışmasını ABD planladı ve kendi elemanları aracılığıyla uyguladı.
Saddam Hüseyin’i iktidara getiren de, kullanan da ve idam ettiren de Amerikalılardı. Kaddafi’yi iğrenç hale getirip öldüren de Suriye’yi karıştırıp perişan eden ve Esad’ın ülke dışına çıkmasına izin veren de ABD idi.
1994 yılında bir NATO tatbikatında Muavenet Zırhlımızı vuran, 2004 yılında Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçiren de, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesini isteyen de bu Amerikalılardı.
ABD bunu niye yapıyor? Amerika Birleşik Devletleri kurulduktan sonra bugüne kadar değişmeyen dört doktrin ilan ettiler. Birincisi Monroe doktrini idi. Amerika kıtası ABD’nin arka bahçesiydi. Buraya dünyada hiç kimse karışmamalıydı. Yani ABD kıtanın tek horozuydu.
Atlantik Doktrini ise, Atlas okyanusuna kıyısı olan ülkeler ve boğazlarla Atlas okyanusuna açılan denizlerin etrafındaki ülkeler mutlaka ABD kontrolünde olmalıydı. Olmayanlar yola getirilmeliydi. Libya, Mısır, Suriye bunun için mahvedildi.
Açık kapı doktrini ise, Çin’den başlayan ve tarihi İpek yolu ile Akdeniz’e uzanan bölge Amerikan ticaretine açık olmalıdır ilkesiydi. Çin'le dalaşmalar, Afganistan işgali, İran’ın karıştırılması ve Türkiye’deki ihtilaller bunun içindi.
1978 yılında bir ABD üst düzey yetkilisi basına bir demeç verdi. Buna göre, “Dünyada geri kalmış ülkelerde ABD istediği birini iktidara getirir. Bunun için istediğimiz adamı iktidara getiririz. Gelen için iki yol vardır. Ya sürekli ABD çıkarları için çabalar ya da milli lider olma yolunu seçer. Birincisinde halk devirir. İkincisinde ise, biz deviririz Maduro örneğinde olduğu gibi.
Yazımızı şu örnekle bitirelim. Büyük İskender Basra körfezi kıyılarındadır. Donanması tek başına korsanlık yapan bir gemiyi yakalar ve kaptanı İskender’in huzuruna çıkarırlar.
İskender korsana dönerek “utanmıyor musun korsanlık yapıyorsun” deyince;
Korsan, “siz donanmanızla ülkeleri işgal ederken fetih yapıyorsunuz. Biz bir gemiyle kıyılara saldırınca biz de korsan oluyordu.” dedi.
Evet, gerçek bu güç sahiplerinin her yaptığı kanundur, nizamdır, fetihtir. Karşısındakiler teröristtir. Söz dinlememektedir. O zaman yok edilmelidir. Saddam Hüseyin, Libya lideri Kaddafi, Menderes, İdi Amin, Allende ve benzerleri de yok edilmeliydi. ABD yok etti. Aksi halde ABD kendisine kafa tutacak olanlara meşruiyet sağlamayacaktı. Olay bu kadar basitti.
Saddam'ın yakalandığını gösteren fotoğraf, Kaddafi'nin esir edildiğinde çekilen fotoğraf ve bugün Maduro'nun don paça servis edilen fotoğrafı dünyadaki hükümet başkanlarına duyurulmak istenen bir sondu. Yani ya ABD'ye biat edeceksiniz ya da sonunuz bunlar gibi olur...!