Son yıllarda şehirle ilgili söylemlerde ilginç cümleleri kullanan kişi kurum ve kuruluşlarla karşılaşıyoruz.

Bunun en son örneğini “Palez Palandöken Ekonomik Zirvesi” adı altında bir toplantı yapıldı. Yusuf Kaplan adlı konuşmacı “Erzurum Uykuda” anlamına gelen bir ifade kullandı.

Hayatın akışı içinde bazı cümleler insanları, toplumu ve ilgili kurumları etkiler. Sanırım “Erzurum Uykuda” ifadesi böyle bir çağrışım yaptı. İtirazlar yükseldi. Olmaz denildi.

İsterseniz yüz yılın bir özeti ile başlayalım. 1924 yılında depremle sarsılan şehir kısa zamanda yaralarını sarmayı başarmış, bugün şehrin medarı iftiharı olan Hastaneler caddesini, Paşalar caddesini, Cumhuriyet meydanını inşa ederek Ankara’yı Erzurum’a bağlayan demir yolu hattını inşa etti. Büyük bir atılım gerçekleştirdi.

Milli Eğitim alanında Erzurum Lisesi, Nene Hatun Öğretmen Okulu, Pulur Köy Enstitüsü, Yapı Sanat, Erkek Sanat okulu, Ticaret Lisesi, Atatürk Üniversitesi başta olmak üzere ilkokul, ortaokul ve halk eğitim merkezleri açarak şehrin eğitilmesine, kalkınmasına ve modernleşmesine temeller oluşturdu.

Ağır Bakım Fabrikası, Konserve Fabrikası, Bisküvi Fabrikası, Tuğla ve Kiremit Fabrikaları, Ayakkabı Fabrikaları, Şeker Fabrikası, Çimento Fabrikası, Aziziye, Palandöken, Daphan ve Polat Un Fabrikaları, Yem Fabrikası, Süt Fabrikası, Alkol Fabrikası, Kazan Sanayi, Kablo Fabrikası, Galvanizli saç Fabrikası, Yün ve Yapağı Fabrikası, Tütün Fabrikası, Tarım Aletleri Fabrikası, Tarım Aletleri Fabrikası, Elektronik sanayi Fabrikası gibi Tesisleri kurarak şehrin kalkınmasına temeller oluşturdu.

Sanayi Siteleri, Organize Sanayi bölgesi şehrin ekonomik büyümesine, gelişmesine, insan istihdamına katkı sağlayacak çalışmalara imza atıldı. Özellikle Yapı ve Erkek Sanat Okulu mezunları şehrin ara eleman ihtiyacını karşıladı.

Mahalli basın ciddi bir büyüklüğe erişti. Ulusal gazetelerin bölge baskılarının yapıldığı merkez haline geldi. Kitapçılar, dergiciler için Erzurum bir merkez görevini üstlendi.

Özellikle 1960-80 yılları arasında boks, güreş ve kayakçılarımız ulusal ve uluslararasında büyük başarılara, gelişmelere imza attı. Atatürk Üniversitesinin yetiştirdiği elemanlar yurdun dört bir köşesinde şehri temsil ettiler.

Numune Hastahanesi, SSK yani Palandöken Hastahanesi, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dişçilik Fakültesi bölge ve ülke sağlığına ciddi katkılar sundu.

Özellikle 1939 Demiryolunun şehrimize gelmesi sonrasında Erzurum ekonomik, sosyal ve beşeri güç noktasında büyümeyi, gelişmeyi sürdürdü. 1980 yılına kadar kaliteli göç alan bir şehir oldu. 2000 yılında şehir tarihinin en büyük nüfusu olan 937.000’e ulaştı.

Erzurum 1990’lara kadar sürdürdüğü büyüme ve gelişmeyi ne yazık ki bu tarihten sonra kaybederken 2000 sonrasında ciddi problemlerle karşılaştı. Elbette bu sürecin böyle gelişmesinin arka planında şehri idare edenlerin, şehri siyaseten temsil edenlerin büyük sorumluluğu vardır.

Binlerce akademisyene, yazara, gazeteciye ve Sivil Toplum Kuruluşuna sahip şehrin bu gidişi sorgulaması gerekir. Biz neyi? Nerede? Nasıl es geçtik? Bunu bilimsel verilere göre analiz edip çıkış yolu bulmalıyız diye kafa yormak gerekir.

Erzurum’dan göç eden hemşerilerimizin uzaktan şehre kurtuluş reçetesi yazmak yerine, zekât yollamak yerine şehrin ekonomisine nasıl katkıda bulunabilirizi içselleştirmeleri gerekir. Üretime dönük çalışmalar yapmaları, fabrika kurmaları gerekir. Bunları yaptıkları takdirde görevlerini yapmış olacaklarını bilmeleri gerekir. Adnan Polat gibi taşın altına ellerini koymaları gerekir.

Sonuç olarak İsmail Habip Sevük’ün 1937 yılında ifade ettiği şekliyle “Erzurum Devletten Alacaklıdır”. Birde sayın yetkili ve etkililer Erzurum’a çağırdığınız isimlere dikkat edin. Gelsinler. Çağırın. Ancak lütfen ideolojik değil bilimsel katkı sağlayabilecekleri çağırın. Vesselam…