Bir mescid düşünün… Duvarları kerpiç. Direkleri hurma. Zemini toprak. Sıcağı, soğuğu hissettiriyor ama insanı büyütüyor…
Ya bugün altları para basan dükkanlar, içerisi şatafat dökülen mabetler. Kapısında el açan ama kimsenin duymadığı gençler, kadınlar, çocuklar…
Muhammed Nebinin Medine’de inşa ettiği Mescid-i Nebevi’de sadece namaz kılınmadı. Aç doyuruldu. İlim öğretildi. Devlet meseleleri istişare edildi. Zenginle fakir aynı safta durdu. Küçük ama ufku sınırsız bir yerdi. Bugün camilere bakıyoruz. Kubbe büyüdü, minare yükseldi, halılar kalınlaştı. Ama ruh yok..! İnsan camiye vakit geldiğinde uğruyor. Hayatın ortasında değil, en kenarında duruyor. Sanki de bir şey lazım olduğunda gidilecek bir yer gibi.
Hani o tuz serpme hareketiyle dünyada nam salan Erzurum’lu Şenkaya’lı köklerine saygılı vefakar, güneş gözlüklü aykırı görünüşlü bir genç vardı. Nusret Gökçe. Sarı çam ormanları arasında, Bardız kilimleriyle meşhur Erzurum’un en uzak ilçelerinden birisi olan Şenkaya’nın ayazında kurulan bir külliye. Nusret Gökçe’nin anne ve babasının adına yaptırdığı cami, kütüphane, bilgisayar odaları, konukevi ve bin kişilik iftar sofrası… Ve o genç diyor ki; “Doğduğum şehir Erzurum’da, bunu annem ve babamın onuruna inşa ettik. Sınır yok, şart yok. Herkes davetli. Bu bir ticaret değil, bir şükür borcu. Burası benim köklerimin olduğu yer’’. İşte ruh burada hala canlı. İlmin sesi yükseliyor. Açların duası duyuluyor. Toplumsal bağ güçleniyor. Taş değil, bilinç kutsal kılıyor mekanı.
Paşalı köyünde kurulan bu gönül köprüsü sadece yemekle sınırlı değil. Gökçe’nin külliyesinde; İbadet için bir cami, ilim arayanlar için bir kütüphane, uzak yoldan gelenler için bir konukevi ve teknolojiyle buluşmak isteyen çocuklar için bilgisayar odaları yer alıyor. Bin 400 yıl önce Mescid-i Nebevi’de ‘Ashab-ı Suffe’ yani ilim öğrenenler vardı. Bugün bilgisayar odalarında Şenkaya’nın Paşalı köyünün çocukları çağın suffesi oluyor. Dün açlar gözetilirdi, bugün iftar sofralarında doyuruluyor. Nusret Gökçe’nin verdiği mesaj tüm İslam alemine tüm insanlığa. ‘’Mekânı kutsal yapan taş değil, insanın ruhudur’’.
Kubbe büyüyebilir. Minare uzayabilir. Ama içinde adalet, paylaşım ve eğitim yoksa, o bina sadece taş yığınıdır. İnsan sormadan edemiyor.
Ey Müslümanlar..! Biz cami mi yapıyoruz, yoksa sadece bina mı?