Aitlik duygusu, insanın modern çağdaki sanal intiharla ölüm ilanıdır.
Nikolay Gogol’un Ölü Canlar romanında Çiçikov, ölmüş kölelerin belgelerini satın alarak sahte bir servet peşindedir. Kâğıt üzerinde yaşayan ama gerçekte ölmüş bu canlar, bugünün toplumuna da ayna tutar. Çünkü modern çağ, kalbi atan ama zihni çoktan toprağa gömülmüş milyonlarla doludur.
Kalbin atması yaşamak değildir; düşünmek yaşamaktır. Gerçek ölüm yalnızca bedensel değildir. İnsan beynini öldürdüğünde, sorgulamayı terk ettiğinde de ölmüş sayılır. Fiziki ölüm dünyaya artık etki bırakmaz; ama zihinsel ölüm yaşayanların arasına karışmış hayaletler üretir. Onlar oy verir, karar alır, toplumun kaderini şekillendirir.
Yaşayan ölüler üç sınıfa ayrılır: gönüllü esirler, dogma seviciler ve çıkarcı ölüler.
Gönüllü ölüler: Tek bir fikre sabitlenip onun delice savunucusu olanlar; cemaatlere, siyasi partilere ait olanlar!
Dogma seviciler: Aynı kitabı, aynı sözleri, aynı kelimeleri sorgusuz tekrar edenler; düşünceyi zikir sananlar.
Çıkarcı ölüler: Gerçeği bilip susan, yalanı alkışlayan; çıkarcılık ve rant ustalarıdır.
Hepsi aklın mahkemesinde suçludur.
Kendi aklını kiraya veren, kendi ruhunu gömer. Aitlikte sabitlenen ölü canlar, okuma yerine dinleme, soru sorma yerine inanmayı seçen, çabuk inanan, aynı sözleri mütemadiyen tekrar eden, aynı kelimeleri “fikir” sananlardır. Tekrar, zihnin mezar taşıdır; sorgusuz zikir, aklın ölüm fermanıdır.
Özgür ruha sahip olanlar ise gerçekten yaşıyorlardır. Epiktetos’un efendisine dediği gibi: “Zincirler ayağımda efendim, beynimde değil.”
Soru soramadığın her yer senin için zindandır. Bugün ironik olan şudur: İnsanların ayaklarında zincir yok, bilgiye erişim sınırsız. Ama buna rağmen kendi rızalarıyla zihinlerini zincirliyorlar. Ayakları serbest, beyinleri prangalı milyonlar modern köledir.
Özgürlüğün ilk şartı bilgilenmektir. Sonra düşünmek, fikir üretmek, olgunlaştırmak ve hayata geçirmek. Bunun için görünmez zincirleri fark etmek ve kırmak gerekir. Gerçeği bilip susan, yalanı alkışlayan; cehalet pazarının tüccarıdır.
Sokrates’e baldıran zehri içirten, sorular sorma cesaretidir. Tehlikeye rağmen düşünmek ve dile getirmek özgürlüğün en saf halidir. Hintli düşünür Vivekananda’nın dediği gibi: “Düşünmemek küfürdür.” Yaşamak, özgür ruha sahip olmaktır; gerisi ölü canların kalabalığıdır.
Tarih, kendi zihinsel devrimini gerçekleştirenleri yazacaktır. Ölü canlar ise cehaletin karanlık sayfalarında unutulacaktır. Zincirlerini kır, gerçekten yaşamaya başla. Çünkü yaşam, yalnızca özgür olanların hak ettiği muazzam bir ödüldür.
Vesselam!
Mor salkımlı çiçekli bahçemde sakladığım aforizmalardan:
“Allah cehaleti hoş görmeyen gerçek ilim ve güç sahibidir”! Biruni.
“Hemen hemen bütün memleketlerde padişahın geliri vatandaşın gelirinden elde edilir”. Adam Smith.