Üniversitelerden gelmiş beyinler bile "siyasi kabilecilik" prangalarından kurtulamadılar.
Diplomaların zihni özgürleştirdiği, düşünce ürettiği fikri bir yanılgıdır. Toplumsal gerçeklik farklıdır. Üniversitelerden gelmiş beyinler bile "siyasi kabilecilik" prangalarından kurtulamadılar. Bu durum yüksek eğitimli bireyler ve "orta kültür" temsilcileri için de geçerlidir.
Bireysel akıl henüz buluğ çağına erememiştir.
Toplumda olgunlaşmamış bireyler "blast hücre" gibi ham kalarak çoğalırlar. Bu yüzden felsefe, matematik ve mantık birer lüks değildir. Bunlar hayati birer panzehirdir. Ancak bu panzehri kuşanmış vicdanlar büyük bir duvara çarparlar. Kabile reislerine (siyasi liderlerine) adanmış "liderperestlik" ve cemaatlere hapsolmuş "kulperestlik” toplumsal yabancılaşmayı arttırır, bireysel düşünce oluşmasında duvar oluşturur. Bu aydınlanma yolunda olanları topluma yabancılaştırır. Kitlesel bir patolojinin içinde aklı selim kalmanın zorunlu bedelidir.
En acısı da yüksek diplomalar ardına gizlenen orta kültür elitlerinin durumudur. Yaşadıkları patolojik düşünce bozuklukları nedeniyle asla gerçek birer entelektüel olamazlar. Eylem üretmezler. Sadece kabile liderlerinden aldıkları duyumları ve sloganları yorumlarlar. Bu mükerrer yorumları aynı veya ayrı mekânlarda birbirlerine dikte eder dururlar. Tam bir siyasi kabile halkı gibi davranırlar. Bu kariyer sahiplerinin hiçbir planı yoktur. Ne ait oldukları kabileyi ne de muhalefet ettikleri fikri düzeltmek isterler. Ürettikleri tek bir özgün fikir, yenilik ya da eylem yoktur. Yalnızca boş konuşurlar. Bu illüzyona dayalı sahte zaferler gürültülü masalarda hüküm sürer. Onların zaman algısı son on beş yılın kısır çekişmelerine sıkışmıştır. Bu sığlığa karşı "En az bin seneden bakmalıyız" diyebilmek gerekir. Bu duruş nedenleri- niçinleri, ülkelerin yükseliş ve batışları ve birbirleri hakkındaki plan ve projelerini görmemiziz sağlar!
Çözüm, hukukun, evrensel anayasanın ve bilim ve aklın mutlak üstünlüğündedir.
Kara kutulardaki önyargılara karşı Sokratesçi bir ironiyle "Ben en az bilenim" diyebilmek asildir. Bunu diyebilirseniz; öğrenmeye devam edeceğim demiş olursunuz!
Bunu yaparak sığ masalardan kalkabilen her özgür zihin yalnız kalır. Ancak bu, yalnızlığın en asil biçimidir. Bu yalnızlık geleceğin habercisidir. Yenilenen beyinlerin ve güncellenerek akmaya devam eden fikirlerin yarattığı harikalar, malayani düşünceleri, boş kabile reisi diktelerini, lider ve kulperestiği reddeder!
Fikir ve eylem üretmek, olması gerekeni konuşmak, kabullenilmemesi gerekeni reddetmek, daha çok entelektüellik yolunda ve ancak aydınlanma çabası olanlarda görülecek bir gelişmedir!
Vesselam!
Mor Sümbüllü sokağımda sakladığım aforizmalarımdan:
“İnsanların arasına gittim ama henüz varamadım, yanlarına”. Gilles Deleuze
“Çoğunluk hiç kimsedir, azınlık herkestir”! Gilles Deleuze.