Adalet mi merhamet mi diye bir soru sorulsa sizce hangisi öncelikli olur? Adaletin olduğu yerde merhamete ihtiyaç kalmaz.

Merhamete ihtiyaç varsa orada adalet zayıftır, yok demektir. Çünkü, hak yenilmiştir. Ve fakirlik kalmıştır. Merhametin devreye girdiği yerde merhamet istismara açıktır. Oysaki adaletin istismarı olmaz.

Erzurum’un bulunduğu Doğu Anadolu bölgesi Türkiye’nin en geri kalmış, en fakir bölgesi. Sebebi adaletin eşit dağıtılamamasıdır. Bölgede yaşayan toplam nüfus bir İstanbul etmiyor. İstanbul’un semtleri, hatta mahallelerinin nüfusu, doğu kentlerinin nüfusundan kat kat fazla. Üstelik tarih boyunca bu durum hiç değişmemiş. Bugün doğu kentlerinde devlet yardımı alanların sayısı her geçen gün artıyor. Adil bir paylaşım yapılmadığı için doğuda yaşayan her bireyin bir gün batıya göç etmek gibi bir hayali var. Çünkü, şartlar eşit değil. Doğuda aylar süren, insanın yaşama hevesini bitiren bir Kış gerçeği var.

Doğudan, yaşadığım kent Erzurum’dan örnek vereyim. Erzurum’un bir kış kenti olduğunu Türkiye’de yaşayan her birey bilir. Öyle bir kış ki, hayatı dondurur. Ülkenin lokomotif sektörü olan inşaatlar durur. Ticaret durur. Çarşıda kış aylarında yaprak kıpırdamaz. İşe gitmek, okula ulaşmak, şehirden ilçeye, köye varmak adeta çile olur. Kazanılan her kuruş ısınmaya, barınmaya harcanır. Nazım Hikmet’in dediği gibi, ‘’Erzurum’un kışı zorludur balam. Buz tutar yiğitlerin bıyığını. Kaskatı dimdik ölür insan’. Bu dillere destan kış, bir yıl değil her yıl aynıdır. Ve aylarca sürer.

Buna rağmen zoraki hayat devam eder kentte. Işığı gören arkasına bakmadan terk eder şehri, koşar ülkenin batısına. Bugün kent dışında yaşayan Erzurumluların sayısı, Erzurum’da yaşayanlardan kat kat fazladır. Sebebi ülke genelinde paylaşımın adil olmamasındandır. Yapılacak olan elbette, şartları eşit hale gelebiliyorsa eşitlemek, olmuyorsa kolaylaştırmaktır. Birkaç gün kış yaşayan kentlerde olağanüstü hal ilan edilirken, aylarca kış yaşayan kentlere pozitif ayrımcılık yapmak, ülkeyi yönetenlerin ilk görevi değil midir? Hayatın kullanma kılavuzu olan Kuran’da, Kadın anlamına gelen Nisa suresi 58. ayette, ‘’Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder’’ denilmiyor mu?

Eğer toplumun farklı kesimlerinin sesi duyulmazsa adalet duygusu zedelenir. İnsanlar kendilerini dışlanmış hisseder. Kuran sadece teorik bir öğüt vermez, hayatın tam merkezine dokunur. Adalet ve liyakat hem dini bir yükümlülük hem de insani bir sorumluluktur. Bunlara sarılan toplumlar yükselir, ihmal edenler ise çöküşlerini hazırlarlar. Bugün ülkenin batısına uzak şehir olan Erzurum, her geçen gün geriye giderken, çapındaki batı illeri kabına sığmaz.

En azından kış kentlerine ‘Kış ayarı’ yapılırsa, merhamet yerini adalete, yalnızlık yerini sadakate bırakır. Hizmet eşit dağıtılırsa, hem batı illeri rahatlar hem de ülke içinde birlik sağlanır. Atalarımız derler ki, ‘’Birlikten kuvvet doğar’’. Aksi halde, üşüyen, iş bulamayan, kazanamayan gözde olan yere akın eder. Bu da herkesi adaletsizliğe sürükler. Bugün bir şehirde 20 milyon insanın yaşaması, ülke içinde beka sorununa sebeptir. Ne zaman, İsmail Türüt’ün şarkısında dediği gibi, ‘’Erzurum’da kar yağsa, Rize’de üşüyorum’’ anlayışı yurtta hakim olursa, işte o zaman adalet yerini bulur.

Yani, kişilerin dini, dili, ırkı, rengi kimseyi ilgilendirmez. Fakat adalet herkesi ilgilendirir. Çünkü devletin dini adalettir.