Ağustos ayının son günleri. Yazdan kalma serin seher vakitleri bitmek üzere.
Gece yağan yağmur gökyüzünü temizlemiş berrak bir halde şafak sökerken minarelerden Saba Makamında okunan ezani Muhammediye Erzurum semalarını kaplarken yola çıkıp sokak ve caddelerden geçerek Lala Paşa camine gidiyorum.
Sokaklar sessiz, tenha ve tekleme insanlar yollara düşmüş ve büyük kısmı sabah namazı için camilerin yolunu tutmuş. Yolumun üzerinde tarihi Yakutiye Medresesi bütün haşmetiyle ben buradayım derken hemen doğusunda Lala Paşa cami bütün heybetiyle karşıma çıkıyor. Yürüyorum. Yürüyorum.
Ağır ağır cami kapısından içeri girerken imam efendinin okuduğu “Kuran-ı Kerim” iliklerime işliyor. Cami içinde birkaç mümin huşu içinde imamı dinlerken sesler cami kubbesinde yankılanıyor. İnsanın iç dünyasına etki ederek ötelere götürüyor.
Muhteşem duygular içinde 1562 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan bu cami elbette zihnimi ötelere götürüyor. Osmanlı İmparatorluğunun zirve yılları. Şehrin nüfusu arttıkça artıyor. Erzurum Beylerbeyi Merkezi. Ordunun merkezi. Yeniçeriler bir tarafta diğer tarafta imar çalışmaları… Hanlar, hamamlar yapılmakta.
1600-1800 yılları arası şehrin en huzurlu, en müreffeh yılları. Medreseler açılıyor. Sıbyan mektepleri çoğalıyor. Lala Paşa Mektebi öğrencilere ev sahipliği yapmakta. Hattatlık sanatı belirli bir seviyeye çıkmış. Ancak 1650’li yılarda şehrin yöneticileri despotça davranınca insanlar şehri terk etmeye başlıyor. IV. Mehmet bir ferman gönderiyor. Minarenin solunda mermer üzerine yazılmış ve 23 kalem maldan belli bir sınırın üzerinde vergi alınmasını yasaklamış ve alan olursa Allahın ve peygamberin laneti üzerlerine olsun demiş.
Nice âlimler, nice devlet adamları camide namaz kılmış. Hünkâr mahfili şimdilerde Cuma günleri bile dolmuyor...
Birinci Dünya savaşının acılı yılları, yokluk ve perişanlığın kol gezdiği günlerde cami kapılarını hep müminlere açmış, ezanlar susmamış, Kuran-ı Kerim okunması devam etmiş.
Cumhuriyetle birlikte Solakzade vaazlar vermiş. Tabur imamı Hasan Efendi Emekli olunca Erzurum’a yerleşmiş ve camide muhtelif günler Kuran okumuş vaaz vermiş. Hırtızlı Hafız hala yaşlı insanların zihninde o günlerin hatırasını yaşatmakta. Uzun yıllar cami imamlığını yapan Yusuf Esengül hocanın hatıraları tazeliğini koruyor. Hele Ramazanlarda ki mukabele geleneği kesintisiz devam etmekte.
Bütün bunlar gözümün önünden şerit gibi geçerken artık namaz sonrası dışarı çıkıyorum. Bir zamanlar solda İstanbul oteli ve gazinosu, sağ tarafta Sakarya gazinosu ortada kayıkların insanlara hizmet verdiği Karadeniz’e benzeyen gölde insanların sefasına tahsis edilmiş.
İstanbul ve Sakarya gazinolarında Türk Halk Müziği, Türk Sanat Musikisi icra edilirdi. Gerçi ben bunları görmedim ama 1970’lere kadar insanların akşamları sefa yaptığı, ünlü sanatçıların sahne aldığı bu yerler şehrin hafızasına ne güzel katkı sunmuş… Kim bilir.
Yuvalarından çıkan aç karga sürüleri gökyüzünü kaplıyor. Bölük bölük uçuyorlar. Karınlarını doyurmak için rota çizmişler. Güneş ortalığı aydınlatmaya başladığında kargalarda şehri terk edip ovaya doğru son hızla kanat çırpıyorlar.
Kargaların uçuşları yüreğime ferahlık verirken bende artık evin yolunu tutuyorum.. Güneş Palandökenlerden ovayı aydınlatmaya başlarken fırından çıkmış taze, sıcak ekmeği alıp sessiz ve sakin eve gidiyorum.