Erzurum’da kalkınma tartışması yıllardır aynı eksene sıkışıyor: “Kaynak var mı, teşvik var mı?” Bu soru artık cevaplandı.
Kaynak var. Teşvik var. Hibe var. Eğitim var. Kurumlar sahada.
Devlet, bölgesel kalkınmayı yalnızca söylemle değil; program, bütçe ve kurumsal yapı üzerinden kararlı biçimde destekliyor.
Bu tablo, kamu iradesinin net olduğunu gösteriyor.
Tartışılması gereken konu, fırsatların varlığı değil.
Asıl mesele, bu fırsatların neden kalıcı ekonomik değere dönüşemediği...
Bugün Erzurum’da girişimcilik, sanayi, tarım ve kırsal kalkınma başlıklarında çok sayıda destek mekanizması aynı anda çalışıyor. KOSGEB, işletme kurma ve büyütme aşamasında önemli bir kaldıraç sunuyor. KUDAKA, yalnızca ekonomik değil; sosyal kapasiteyi ve yerel aktörlerin yetkinliğini artırmayı hedefleyen projeleri destekliyor. TKDK ise tarım ve kırsal kalkınmayı modern yatırım anlayışıyla ele alarak kalite, standart ve sürdürülebilirlik kavramlarını sahaya indiriyor.
Bölgesel düzeyde ise kalkınma politikaları, Doğu Anadolu perspektifiyle koordinasyon içinde yürütülüyor.
Bu çerçeve şunu açıkça ortaya koyuyor: Erzurum’da destek yokluğu değil, etki sorunu var.
Sorun tam olarak nerede başlıyor?
Erzurum’da birçok girişim ve yatırım sürecin ilk aşamasını başarıyla tamamlıyor. Başvuru yapılıyor. Proje hazırlanıyor. Eğitimler alınıyor. Onaylar çıkıyor. Kurulum yapılıyor. Bu aşamada sistem çalışıyor. Devlet mekanizması işliyor. Kurumlar görevini yapıyor. Kırılma noktası, işin ikinci aşamasında ortaya çıkıyor.
Ekonomi, yalnızca işletme kurmakla büyümez. Ekonomi; satışla, pazarla, süreklilikle ve ölçekle büyür. Erzurum’da sık karşılaşılan tablo şudur: üretim başlıyor, faaliyet başlıyor, hatta kısa vadeli bir hareketlilik oluşuyor. Ardından pazar daralıyor, satış istikrarı sağlanamıyor, mali disiplin zayıflıyor ve işletme kırılgan hale geliyor. Burada temel bir ayrımın altını çizmek gerekiyor.
Başvuru kültürü ile pazar kültürü aynı şey değildir.
Başvuru kültürü; mevzuatı bilen, prosedürü yöneten, dosyayı doğru hazırlayan bir beceri alanıdır. Pazar kültürü ise rekabeti okuyan, müşteri davranışını anlayan, fiyatlama yapan, kaliteyi sürdüren, teslimat disiplinini koruyan ve markayı ayakta tutan bir yetkinliktir.
Erzurum’da birinci kültür güçlüdür. İkinci kültür ise yeterince kurumsallaşmış değildir. Bu durum, desteklerin etkisini sınırlıyor.
İkinci önemli mesele, üretim becerisi ile işletme yönetimi becerisinin sıklıkla birbirine karıştırılmasıdır.
İyi ürün üretmek kıymetlidir. İyi işletme yönetmek ayrı bir uzmanlık alanıdır. Nakit akışı, maliyet kontrolü, stok yönetimi, sözleşme disiplini, insan kaynağı ve kurumsal karar alma mekanizmaları; işin görünmeyen ama belirleyici tarafıdır. Bu alan zayıf kaldığında, destekle kurulan yapı uzun vadede ayakta durmakta zorlanır.
Bu noktada sık duyulan bir cümle vardır:
“Destek aldık, olmadı.”
Bu ifade meseleyi eksik anlatır.
Doğru okuma şudur: Destek alındı, sistem tamamlanamadı.
Üçüncü başlık, desteklerin birbirinden kopuk algılanmasıdır.
Oysa KOSGEB, KUDAKA ve TKDK birbirinin alternatifi değil; doğru kurgulandığında birbirini tamamlayan politikalardır.
Girişimcilik desteğiyle başlayan bir süreç, kapasite geliştirme ve standartlaşma adımlarıyla devam etmeli, ardından pazara ve ölçek büyütmeye taşınmalıdır. Desteklerin tekil değil, ardışık ve stratejik kullanımı kalıcı etki üretir. Devletin son yıllarda izlediği yaklaşım bu yöndedir. Kamu politikası artık yalnızca destek vermeyi değil, verilen desteğin sahada nasıl bir sonuç ürettiğini de önemsemektedir.
Etki, sürdürülebilirlik ve katma değer kavramları bu nedenle daha fazla öne çıkmaktadır. Erzurum için bu yaklaşım bir risk değil, güçlü bir fırsattır. Şehirde ihtiyaç duyulan şey yeni teşvik başlıkları değildir. İhtiyaç duyulan şey, mevcut desteklerin sonuç odaklı bir sistemle tamamlanmasıdır.
Pazarı önceleyen, kaliteyi standart haline getiren, yönetim becerisini güçlendiren ve işletmeleri düzenli biçimde izleyen bir ekosistem kurulduğunda tablo değişir.
Erzurum’un potansiyeli yüksektir. Devlet desteği güçlüdür. Kurumsal çerçeve mevcuttur. Eksik olan, destek ile sonuç arasındaki köprünün güçlendirilmesidir. Kalkınma, niyet beyanı değil; sonuç yönetimidir.
Erzurum’un önünde duran eşik tam olarak budur.