12 Eylül gecesi, artık son dakikalarındayız günün, ben gibi TV takip etmeyenler bile TV başında yorgun argın, Demokrasi zaferi üzerine yapılan tartışma programlarını izlemekte…
Hayır çıktığı taktirde ülkeyi terk etme kararı almış olan ben aciz, memleketini terk etme korkusundan arınmış zafer sarhoşluğu içerisindeyken, dergim Düşler ve Gerçeklerin yazarlarından olan Jack Nicole Sadaiev’in telefonuyla irkiliyor beni yorgun düşürmüş TV’yi bir hamleyle kapatıp telefonu cevaplıyorum.
Çok uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan ve kendini bir Türk gibi hissettiği için son on yıldır ülkesine adım atmamış olan Sadaiev çok heyecanlı, hızlıca konuşuyor; “Üstad” diyor, “Derginin bu sayısı için dosyamı göndermiştim sana ancak senden iki sayfa daha talep ediyorum.”
Şaşırıyorum doğrusu, prensiplerinden ödün vermeyen dostumun bu isteği beni şaşırtıyor ve ben daha ağzımı açmadan o devam ediyor hızlıca; “Üstad kısa sadece duygularımı anlatan bir yazı yazmak istiyorum.”
“Nedir o?”
“Cennetin Kuşları Kazandı.”
“Cennetin kuşları mı?”
“Evet üstad. Yıllardır bu ülkedeyim ben, bu ülkeyi çok sevdim biliyorsun. Burada her şeyi gördüm. Özellikle başı sıkışınca vatansız olanların kendi çıkarları söz konusu olunca nasıl da vatanperver olduklarını gördüm. Biliyorsun üstad son günlerde yaşananları, Menderes’in asılmasını, 80’de onlarca gencin idam edilmesini hiç umursamayan bazı kimseler sadece kendi çıkarlarına dokunacak korkusuyla hayır diyordu bu referanduma, yetmiyor bir de akla hayale zarar karalamalar yapıyorlardı. Bu ülkeyi dünyaya tanıtan sevdiren en büyük iki ismi sürekli karaladılar. O, okyanus ötesindeki olmasaydı Türkiye hangi güçle dünyanın en büyük eğitim ağını kurabilir ve hangi güçle o kadar ülke de kendi dilini öğretip kendi marşını okutabilirdi…”
Sadaiev heyecanlı, devam etmek istiyor. Sözünü kesiyorum.
“Bunları bende biliyorum ve aslında onlar da ama onlar güçlü bir Türkiye istemiyorlar. Bu onların çıkarlarına dokunuyor. Bu konu uzun belki başka zaman konuşabiliriz ancak bu gece bunu konuşmaya takatim yok, sen kestirmeden cennetin kuşlarına gelsen nasıl olur üstad?”
“Üstad” dedi “27 Mayıs’tan sonra asılanlar, 12 Eylülden sonra asılanlar, o darbeler yüzünden hayatı kararanlar, onlar, cennetin kuşları değil miydi? Onlar kazandı işte…”
Sadaiev ile görüşmemiz bir hayli uzun olmuştu. Evet haklıydı cennetin kuşları kazanmıştı. Demokratik yollarla iktidar olamadığı her zaman askere gitmekten ar etmeyen CHP’ye karşı, özünü unutan ve CHP’nin uşağı olan MHP’ye karşı kazanan AK Parti veya diğer evet diyenler değildi… kazanan Cennetin Kuşlarıydı, gencecikken toprak olanlar kazandı. Daha doğduğu gün ayağında bir pranga ile doğan çocuklarımız kazandı, geleceğimiz kazandı...
ŞEHRİM KAZANDI…
CENNETİN KUŞLARINA KAZANDIRAN ŞEHRİME TEŞEKKÜR EDİYORUM…