Ülke genelinde ne kadar fazla devasa hastaneler açılıyorsa, o kadar çok hasta oluyoruz. Bu kadar çok hasta olmamızın sebebi nedir?

Oysa ki, insan bedeni hasta olmamak üzere tasarlanmıştır.

Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü, 2024 yılına ait faaliyet raporuna göre; Erzurum’da 10 bin 200 sağlık çalışanı var. 543 uzman doktor, 129 diş hekimi hizmet veriyor. 3 bin 739 yatak kapasitesi var. 11 milyon muayene, 193 bin 400 ameliyat gerçekleşti. 77 bin 787 hasta ambulansla, 426 hasta helikopter ambulansla, 64 hasta da uçak ambulansla taşındı. Ayrıca kentte, 199 eczane var.

Silah tüccarlarının sürekli savaşa ihtiyaç duydukları gibi ilaç şirketleri de hastaya ihtiyaç duyarlar. Modern tıp adı altında insanları bir nevi haraca bağlarlar. Hazırladıkları hiçbir ilaç tedavi etme amacı taşımaz. Her hasta birer müşteridir. Aslında hastalık yoktur, hasta vardır. Hastalığın her insandaki tezahürü de farklıdır. Modern tıp kesmek, biçmek ve atmak üzerineyken gerçek tıp iyileştirmek üzerine bina edilmiştir.

Çağımızda hastalıkların en temel sebebi gıda ve gıdanın tüketimiyle ilgili durumlardır. Araştırırsanız, ilacı üretenle gıdaları bozan ve o gıdalar üzerinden insanları hasta eden el aynıdır. Allahın tasarlayıp sunduğu gıdaları, insan içine bir şeyler katıp yapısıyla oynayıp onu zarar verecek hale getirir ve hasta olur. Nereden mi biliyorum? Hayatın kitabında yüzünü ekşitmek anlamına gelen Abese suresi 24. ayetten. ‘’Her şeyden önce yediklerinize içtiklerinize bakın’’.

Dünya geleneksel tıp alanında hızla ilerliyor. Amerika’da, Almanya’da her gün yeni yöntemler keşfedilip insanların hizmetine sunuluyor. Acı olan, onların keşfettikleri yöntemler bizim geçmişte uygulayıp terk ettiklerimizdir. Tıbbın babası olarak bilinen İbni Sina’nın öğretilerini bilen uzmanların sayısı dünyada bir elin parmaklarını geçmez. Ne yazık ki bu uzmanların dördü İsrail vatandaşıdır..!

Sürekli antibiyotik kullanımı bir ormana musallat olmuş bir kurt yüzünden bir dağı yakmaya benzer. Kullanılan her antibiyotik, bağırsaklarımıza atılan birer atom bombasıdır. Bağırsak florası bozulan bir insanın hastalanmaması imkansızdır. Geleneksel tıbbın en temel alanı budur. İnsan, hastalanmamak üzere konuşlanmıştır. İnsan bedeni bir sistemler bütünüdür ve birbiriyle koordineli çalışır.

Yaşadığımız çağın hastalıklarının yüzde 65’i yediklerimizden ve içtiklerimizden kaynaklanır. Ya gıdanın kendisi bozuktur yada nasıl yiyeceğimizi bilmeyişimizdendir. Gıdaların bozulması maksatlı bir durumdur. Hayatın kitabında İnek anlamına gelen Bakara suresi 205. ayette, “Onlar tohumu ve nesli bozarlar” denilir. Bir başka tehlikeli olan mesele ise hangi gıdanın nasıl ve ne kadar yenileceğidir. Doğru gıdayı yanlış yöntemle tüketmek, hatta suyu içmenin vaktini bilip bilmemeye göre bile yediklerimiz içtiklerimiz hasta edebiliyor.

Batılıların Avicenna dediği İbni Sina, insanları mizaçlarına göre tasnif ettiği gibi yiyecekleri de mizaçları soğuk sıcak, nemli kuru tabiatları açsından tasnif etmiş ve hangi gıdanın hangi mizaca uygun veya zarar verdiğini belirlemiş. 1950’li yılarda James D’adamo diye Amerikalı bir doktor da, bu mizaçlar bahsini inceleyip onları kan grubuna uyarlamış.

İlginç ve çokta şaşırtıcı olan bir bilgi daha var. Türkler, tarih boyunca üç değil hep iki öğün yemişlerdir. İlki kuşluk yemeği, diğeri akşam yemeği. Sanayi devrimiyle insanların daha fazla çalışmasını sağlamak için İngilizler tarafından öğle yemeği kültürü oluşturulmuş. İşte bütün bunları öğrenip uyguladığımızda hastalıklardan da ilaçlardan da yakamızı kurtarıp sıhhat bulacağız.

Unutmayın..! İslam hekimlik kitaplarında denilir ki; ‘’Mümin bir öğün, insan iki öğün, hayvan üç öğün yer’’.