Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Öğretmenliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zübeyir Saltuklu, Yakutiye- Erzurum Anadolu Lisesi öğrenicilerinin kurduğu Değerler Eğitimi Kulüp üyesi Yaren Memioğlu ve Sıla Su Atmaca’nın nazik davetini kabul edip Okul konferans salonunda 12.02.2026 tarihinde “Vicdan ve Değeri” üzerine söyleşi yaptı.
Saltuklu hoca öğrencilere idarenin iznini alarak ve felsefe öğretmeni Deniz Yavuz beyin bilgisi dahilinde bu davete katılacağını iletti. Onlar da Okul Müdürü Hikmet Polat ve Deniz Yavuz beylerin izinleriyle bu daveti yaptıklarını söylemeleri üzerine davete icabet etti.

Saltuklu hocayı kapıda felsefe öğretmeni Deniz Yavuz ve öğrenciler karşılayarak Okul Müdürü Hikmet Polat Bey’in odasına çıkıldı. Müdür Bey Atatürk Üniversitesi ve Erzurum Teknik Üniversitesi gibi iki üniversitenin Milli Eğitimimiz için önemli şans olduğunu söyledi. Bu iki üniversiteden her ne zaman eğitime katkı istediysek karşılıksız öğrencilerimizin yararlanmaları için yardımcı olduklarını ifade etti. Bugün de bu katkıyı yaşayacağız. Teşriflerinizden dolayı şahsınızda Atatürk Üniversitesi ve Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi’ne teşekkür ederim.
Konferans salonun geçildi. Salon doluydu. Saltuklu hocanın biyografisini Değerler Eğitimi Kulüp üyesi Ravzanur Sezgin okudu.
Prof. Dr. Zübeyir Saltuklu bu okulda kendisinin 3 yıl Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak görev yaptığını, eski günlerinin hatırlamasına neden olan bu söyleşiyi düzenleyen öğrencilere, okul idaresine ve felsefe öğretmenine teşekkür etti. Merkez Anadolu Lisesi mezunlarının dayanışma içerisinde olduklarını, elliye yakın öğrenciye burs verdiklerini müdür beyden duyduğunu bundan dolayı da çok mutlu olduğunu belirtti. Sözlerine devamla: “Geçen ay Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinin Sınav Temsilcisi göreviyle İstanbul Teknik Üniversitesi’nde bulundum. Üniversitenin müzesini gezdiğinde onur konuğu olarak Cumhurbaşkanlarımız rahmetli Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın resimlerini gördüm. Kadir kıymet bilmek önemlidir. Kurum kültürü ve aidiyet duygusu böyledir. Merkez Anadolu Lisesinde eğitim verdiğimiz binleri aşan öğrencilerimizin hemen hepsi bugün ülkemizin her yerinde çeşitli mesleklerde hayatlarını sürdürmektedirler. Sizler de önce aileniz, kentimiz, ülkemiz ve insanlık için değerlisiniz. Sizden önceki büyüklerinizin ülkemize kattıkları maddi ve manevi değerleri gibi sizler de her alanda katacağınız değerlerle daha da artacaktır. Geçen gün Edebiyat Öğretmenliği sınıfında iki soru ile derse başladım. Annesi okuma bilmeyen var mı? Bir kişi parmak kaldırdı. Beni de sayarsak iki kişi, ilkokul mezunu 11, ortaokul 5, lise 3, üniversite 1 kişi parmak kaldırdı. Peki sizin çocuklarınız ne diyecekler, annem ve babam üniversite mezunu. İkinci sorum da dünyada kadınlar üniversitelere hangi tarihlerde kabul edildiler? Osmanlı İmparatorluğunda 1914, Mısır’da 1922, İran’da 1936, Suudi Arabistan’da 1961. Peki kadınlara üniversitenin kapılarını Afganistan ne zaman kapattı? 2022 tarihinde, dediler. Dünyada köleliğin ne zaman kaldırıldığını ve kadınların ne zaman oy hakkını elde ettiğini de sordum. Hepsi 150 yıllık bir zaman diliminde gerçekleşmiş. Burada bulunmamızın ne kadar değerli olduğunu düşünmemiz gerekir.” dedim. İşte sizlerin de bu sıralarda bulunmanız ne kadar değerlidir. Bunu kimse asla küçümseyemez.

Saltuklu, vicdan üzerine bir eser yazmaya sebep İlahiyat fakültesinde okurken din, siyaset, ahlak gibi konuları tartıştıklarında; “din vicdan işidir” anlayışına itiraz edilmesiydi. Din vicdana sığar mı? Bu anlayışta dini yücelteceğim diye gizli olarak vicdanın yok sayılmasıydı. Oysa ki dini vicdandan alıp atarsan din olmaktan çıkar, zulme döner.
Saltuklu konuşmasına devamla şunları söyledi: “Vicdanı ortaya koymak için çalışmalara başladım. Vicdan nedir? Sorusuna cevap ardım. Araştırmamda Milli Eğitim Müfredatında ilkokul fişlerinden lise son sınıfa kadar okuma metinlerde vicdanla ilgili bir şeyler bulamadım. Sadece Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Kitabı’nda Laiklik bölümünde “Din ve Vicdan” beraber geçtiğini gördüm. Masallarda, ata sözlerinde, hikayelerde çok geçmediğini de gördüm. Vicdan kavramı insanın akıl yanını oluşturan bir kavramdır. Akıl ve ruh sağlığı olan insan davranışlarında ölçülü, tutarlı ve doğru davranır. Eğer hastaysa veremez. İnsanda akıl gibi vicdan da doğuştan gelen ve herkeste bulunan bir yetidir. Bazı öğrencilerime sigara içeniniz var mı diye sorarım. Var diyen öğrencime, yılda kaç lira sigaraya para ödüyorsun dediğim de 36.000 lira ödediğini belirtirler. Peki baban ne iş yapıyor? Çoğu ya emekli ya inşaat ustası olduğunu söylüyorlar. İnsana maddi ve manevi zarar veren, bağımlılık yapan bu alışkanlığı akılla nasıl izah edersiniz, çaresizce ne yapalım alıştık diyorlar. İşte akıl ve vicdan bu alışkanlığı onaylamıyor. Demek ki akıl ve vicdan birer ölçü kaynağı. Peki bu ölçüyü kullanmadığımız zaman hiç mi aklın yok, vicdanın da mı sızlamıyor diyoruz. Suçladığımız akıl ve vicdan değil, bu iki yeteneği kullanmadığımız için öz benliğimizi, nefsimizi suçluyoruz. Vicdan yarası ve sızısı insanı rahat bırakmaz. Mutlu insan vicdanı uykuda olan insandır. Demek ki vicdanı sağlıklı insan erdemli insandır. Karar vermede yargıç görevi yapar. Mahkemelerde hakimler karar açıklarken vicdanının da sesiyle bu kararı verdiğini belirtirler. Biz öğretmenler de sizlerin notlarını verirken vicdanın gür sesini dinleyerek vermektedirler. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Filozofların çoğu vicdanı Yüce Allah’ın insandaki sesi olduğunu ileri sürerler. Vicdanın sesi ailede çocuklara duyurulmalıdır. Anne ve babanızı üzüyorsanız, kardeşlerinizle kavga ediyorsanız, annenizi hizmetçi, babanızı para makinesi görüyorsanız akıl ve vicdanınızı susturuyor ve işlemez hale getiriyorsunuz demektir. İçtiğiniz bardağı, yediğiniz tabağı kaldırmıyor, yatağınızı düzeltmiyorsanız, eve girdiğiniz zaman öncelikle selam verip anne ve baba bugün nasılsın, gününüz nasıl geçti demeden ne pişirdin diyorsan hatalısın demektir. Ailenin mutluluğuna katkınız ne kadar? Anne ve babanıza sorun, bende razı mısınız? Özellikle sizlerin yaşında delikanlılar biraz sert oluyorlar. Benim oğlum da sizlerden biraz büyük onda da bu sertliği görüyor, onun hatalarını gidermeye çalışıyorum. Biliyorsunuz anneler evlatlarının hatalarını çabuk affederler. Ancak babalar, Müdür Bey ve devlet kurallara uyarsanız severler. Uymazsanız yasaları çiğnediğiniz için cezalandırırlar. Vicdan günlük hayatta her daim akıl ve irade gibi kullanılmalıdır.
Ailede vicdan işe koşuluyorsa ailede özellikle de miras paylaşımında çok haksızlıklar olmaz. Bugün toplumumuzun en büyük sorunlarından birisi miras paylaşımını vicdanın sesiyle değil de onun sesini kısarak ve paslandırarak yapılması nedeniyle, hemen birçok aile birbirine küs ve düşmanlık içerisinde yaşamaktadır. Demek ki vicdan geliştirilmeli paslandırılmamalıdır.”
Öğrenci Yaren Memioğlu değerli hocam öncelikle teşriflerinizden dolayı teşekkür ederiz. Bir sorum var: Vicdan doğuştan mı sonradan mı oluşmaktadır?
Saltuklu hoca cevaben: “Doğuştan insanda çekirdek olarak var olduğunu, sonradan geliştirildiğini ya da köreltildiğini düşünüyorum. Ancak insanda vicdan yoktur diyen şimdiye kadar kimse olmadı.”
Felsefe Öğretmeni Deniz Yavuz Bey de bir soru sordu: Gazze olaylarında insanlığın ortak vicdanı neden işlemedi? İnsanlığın ortak vicdanını kim ortaya koyabilir?
Saltuklu, birinci soruya şu cevabı verdi: “Amerikan Birleşik Devletler Başkanı Donalt Trump: “Benim aklım var ve kimsenin karalarını ve yasalarını kabul etmem” diyerek tüm dünyaya meydan okudu. İnsanlığın ortak vicdanı işlemez ve değersiz oldu. Bir de bunu Allah adına yapıyorsa insanlık sınıfta kaldı demektir. Son gazete yazım da Alman filozofu Niçe’nin (okunuşu) Yahudiler neden köle ahlakını benimsediler? Sorusuna cevap aramıştım. Yahudiler hataları nedeniyle çok sürgün edildi. Bu nedenle insanlığa karşı kin ve düşmanlık içerisinde yaşadılar. İlk defa bir ülke kurdular ortak yaşamaya değil, kendilerinden olmayanları yok etmeye başladılar. Duvarlar ördüler, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın emperyalist ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya ve İtalya’nın halklarını değil siyasi yöneticilerini arkalarına alarak tüm dünyaya meydan okumaktalar. Gerçek yüzleri böyledir.”

İkinci soruya Saltuklu şu cevabı verdi: “Müslümanlar ve Türkler Yahudilere tarihte abartılacak ve unutulmayacak asla kötülük yapmadılar. Hele hele Avrupalının yaptığı kötülüğü asla yapmadı, tam tersi Endülüs’ten ve Orta Avrupa’dan ülkemize gelerek korundular. Türk ve İslam dünyası eğer Hazreti Muhammed’in Mekke’nin fethinde: “Hepiniz bağışlandığınız, barış içerisinde yaşayınız,” Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinde: “Ben ülkemde cami, kilise ve havranın yan yana yaşamasını isterim, barış içerisinde yaşayınız” yine: “Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Yurtta sulh cihanda sulh” felsefesini anlar ve uygularsa insanlığın ortak vicdanı olabilir. Dahası kendi içlerindeki her türden grupçuluğu kaldırır, terörden uzak bir hayatı benimsemek için kolektif vicdanı işe koyarlarsa insanlığa örnek olabilirler.”
Son söz olarak Saltuklu, Sırpların Avrupa’da kalan bir avuç Müslümanları yok etmek için sivilleri toplu halde soykırıma tabi tuttuklarında bilge insan rahmetli Aliya İzzaetbegoviç’e; “Biz de Sırplar gibi onlara soykırım uygulayalım” dendiğinde Begoviç tarihi ve kulağımızda küpe olacak şu sözü söyledi: “Eğer biz de onlara benzersek işte o zaman savaşı kaybetmiş oluruz.”
Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sevgili gençler bu ülkenin gerçek sahipleri sizlersiniz. Vicdanınızı hep diri ve uykuda tutun. Hepinize hayatınızda başarılar dilerim.
Öğrenciler Saltuklu hocanın “vicdan” adlı eserini imzalattılar.
Okul Müdürü Hikmet Polat, felsefe öğretmeni Deniz Yavuz ve öğrenciler Saltuk’u hocaya ayrı ayrı teşekkür ederek uğurladılar.




