Hayatta rahatlık, güvenlik ve konfor arayan insan, önce kendisiyle yüzleşmeden bu beklentilere kavuşamaz. Sorumluluğun derin anlamını bilmeden yaşamak, hayalden öteye geçmez. Çünkü sorumluluk başkasına yüklenmez; önce insanın kendi vicdanıyla başlar. Ben sorumlu muyum? Nelerden sorumluyum? Gerçekten bilinçli miyim? Bu sorularla yüzleşmeyen insan, başkasına yüklediği sorumlulukla kendi yükünü hafifletmeye çalışır. Oysa bir işi, bir şehri, bir ülkeyi yönetenler bile, sorumluluklarını başkasına devrediyorsa, orada hakiki bir sorumluluk yoktur.
John Maxwell Coetzee’nin dediği gibi: “Bir insanı anlamak, onun acısını kendi bedeninde hissetmektir. Ama genellikle biz başkalarının acısını bir seyirci gibi izlemeyi seçeriz, çünkü bu daha güvenlidir.” Ve yine Coetzee’nin uyarısı: “Gerçek vahşet ormandaki barbarın değil, masasında oturan atanmış veya seçilmişin imzasında gizlidir.”
Basit insan yalnızca kendi menfaatini düşünür. Bazıları için zenginlik ve makam uğruna her yol mubahtır. Bazıları içinse halkının yarasını sarmak, onu dinlemek ve anlamak önceliktir. Kaddafi’nin “Halkım çadırda iken ben çadırdan başka yerde yatamam” sözü, sorumluluğun halkla aynı kaderi paylaşmak olduğunu gösterir. Kimileri için özgürlük, kimileri için vatan sevgisi kırmızı çizgidir.
Vatanın özgür olmasından ise bütün vatandaşlar sorumludur!
Dinî inançlar da sorumluluğu kişiye yükler. Benim dinimde yüzlerce ayet sorumluluk bilincini hatırlatır. Asıl sır şudur: Yalnız kaldığında, menfaat, nefis, şehvet, para ve makam hırsı karşısında hangi tercihi yapıyorsun? İşte sorumluluk, bu yüzleşmede ortaya çıkar.
Şeyh Edebali’nin sözü hâlâ yankılanır: “İnsanı yaşat ki; devlet yaşasın.” Devletin bekası, insanı yaşatmakla mümkündür. Bu, her yöneticinin anayasa şartı gibi benimsemesi gereken bir düsturdur.
Ben ailemden, komşumdan, dosttan, tanımadığım insandan sorumluyum. Din, mezhep, siyasi görüş ayırt etmeden… İnsanların aydınlanmasından, fikirlerine saygı duymaktan, okumaktan sorumluyum. En önemlisi düşünmekten sorumluyum! Bu sorumluluğu bana kimse vermedi; ben kendimi öyle programladım. Çünkü sorumluluk verilmez, sorumluluk alınır.
Sorumluluk alanları geniştir: okumak, aydınlanmak, nefsimizle savaşmak, insanı ve doğayı sevmek, bilgiyi hayata geçirmek, insanları dinlemek, onların yarasına merhem olmak, fikirlerine katılmasak bile saygı duymak… İşte gerçek sorumluluk budur.
Sorumluluk, vicdanın en ağır yüküdür!
Sorumluluk, insanın kendi doğasına uygun yaşamasıdır! (Stoa öğretilerinden)
Vesselam.
Not; Sorumluluk binlerce sayfa yazılacak bir konu, haftaya devam edeceğim! Haftaya; Arif Bey’in sorumlulukları üzerinden konuşmayı planlıyorum. Arif bey, Doğan Cüceloğlu’nun Savaşçı adlı muazzam eserinin kahramanıdır!