banner541

(EVKAF EVLERİ)

BÖLÜM- 3

Vakıf Apartmanları’na taşınmamız her açıdan çok iyi olmuştu. Ailelerin çocuklarının eğitimleri konusundaki hassasiyetleri, bizler arasında da tatlı bir rekabetin oluşmasına yol açmıştı diyebilirim.

Dört bloktan oluşan apartmanlarda farklı büyüklükte daireler mevcuttu. Birinci ve sonuncu apartmanlarda karşılıklı iki daire bulunurdu. Girişte sağ tarafta olanlar dört odalı, karşı daireler ise üç odalıydı. Ortada kalan apartmanlarda ise üç daire mevcuttu. Dairelerden ortada olanlar iki odalı, diğer karşılıklı olanlar ise üç odalıydı.

Üst komşumuz Erzurum Birinci Noteri Ahmet Emin Güneş’ti. Ahmet Amca’nın eşi ise İdris Köşklü’nün kızı Ayten Teyze’ydi. İzzet ve Şemsi ailenin çocuklarıydılar. İzzet benim, Şemsi ise ağabeyimin akranıydı. Çocukluğumuzu ve gençliğimizi beraber geçirdiğimiz bu kardeşlerimizden en ufak bir kırgınlık yaşamadık. Erzurum Lisesi’nde beraber okuduğumuz İzzet, İşletme Fakültesi’nde Şemsi ise Maliye Muhasebe Bölümü’nde öğrenimlerini sürdürmüşlerdi.

Güneş Ailesi

Ahmet Amca ve Ayten Teyze son derece kibar ve hoşgörülü büyüklerimizdi. Yılbaşı gecelerinde Ahmet Amcaların evinde toplanır, neşeyle yeni yılı kutlardık. Uzun yıllar komşuluk ettiğimiz Güneş ailesi 1972 yılında İstanbul’a göç ettiğinde çok üzülmüştük.

İstanbul’a yerleşen bu aile Erzurum’la olan bağlarını hiç koparmadılar. Rahmetli Ahmet Amca sağlığında Erzurum’da Güneş Vakfı’nı kurup Yenişehir’de Güneş Camii’ni yaptırmıştı.

Şemsi, ara sıra gelse de İzzet, hemen her yıl Erzurum’a gelip Palandöken’de kayak yapmanın zevkini çıkarmaktadır. Ahmet Amca ve Ayten Teyze uzun boyluydular. Aileden gelen özellikten dolayı İzzet ve Şemsi de standartların üzerinde boya sahiptiler. İzzet çok yönlü sporcuydu. Basket ve futbolu iyi oynar, güzel kayak kayardı.

Ahmet Amca’yı ve Ayten Teyze’yi en son İstanbul’daki evlerinde ziyaret etmiştim. Birlikte uzun yıllar komşuluk yaptığımız ve kendi öz teyzemizden farkı olmayan Ayten Teyze 1986, Ahmet Amca ise 2006 yılında hayata veda ettiler.

Alt komşumuz Avukat Süreyya Şarman’ın eşi Hediye Hanım’dı. Biz geldiğimizde Süreyya Bey’in vefat etmiş olduğunu öğrendik. Hediye Hanım, çok sayıda kedi beslerdi. Sabah oldu mu ‘Arka Bahçe’de onlarca kedi sıraya girer, Hediye Hanım’ın onlara vereceği et ve ciğer parçalarını beklerdi.

Av meraklısı olan Süreyya Bey’in köpeği Fidel apartmanların maskotuydu. Hediye Hanım’ın oğlu İlhan, İş Bankası’nda çalışıyordu. Şarman ailesinin taşınmasından sonra Avukat Reşat Budak ve ailesi yeni alt komşularımız olmuştu. Kültürel konularda son derece aktif olan Reşat Amca; fötr şapkalı, şık giyimli bir büyüğümüzdü.

Reşat Amca’nın eşi Makbule Teyze çok sevimli, neşeli, etrafına pozitif enerji saçan büyüğümüzdü. Ailenin Demir, Aytaç, Kadriye, Hasan, Hüseyin ve Gül isimli çocukları vardı. Hasan ile Hüseyin ikizdiler ve bizim emsaldiler. Gül, ailenin en küçüğüydü.

Demir Abi, İstanbul’da Tıp tahsili yaptığından onu fazla göremezdik. Aytaç ve Kadriye ablalar son derece kibar ve aydın kişilerdi. Aytaç Abla’nın harika bir sesi vardı. Liseyi aynı dönemde okuduğumuz Hasan ve Hüseyin ise çok hareketli ve esprili arkadaşlarımızdı. Nur, bu kalabalık aile ortamında küçük olmanın avantajını çok iyi yaşardı. Kadriye Abla ve Hasan, Yabancı Dilleri okumuşlardı. Hüseyin, Konservatuarı bitirmişti. Aytaç Abla öğretmen olmuş, Gül gazeteciliği bitirmiş, Demir Abi akademik kariyeri tercih ederek ünlü bir cerrah olmuştu.

Erzurum’da yaz gelince insanlar günü birliğine mesire yerlerine gittikleri gibi Hasankale ve Ilıca’ya gidip, çadır kurar ve yazın keyfini çıkarırlardı. Apartman komşularımızla otobüs tutup birlikte Serçeme, Köprüköy gibi mesire yerlerine gittiğimiz çok olurdu. O ortamdaki muhabbet, tabiatın güzelliğini kıskandıracak kadar keyifliydi.

Otobüs içerisinde söylenen şarkı ve türkülerle zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, araç şehre gelince ortamın keyfini biraz daha yaşamak için ‘Şoför amca yavaş / Mahallebaşı’nı dolaş’ diye tempo tutar, şoförün kısa bir şehir turu yapmasını sağlardık.

Apartman komşularımızın bazılarıyla birlikte Hasankale’ye gidip çadır kurduğumuz da olurdu. Budaklar ve diğer komşularımızla birlikte gittiğimiz Hasankale’de çadırlarımızı bir daire etrafında dizmiştik. Lüks lambasının aydınlattığı çadırların ortasındaki boş alanda oyunlar oynar, şarkılar söylerdik.

Derede yıkanıp, balık tutmak, yeşil çimlerin üzerinde maç yapmak, sabahın erken saatlerinde kaplıcalara gitmek en büyük eğlencemizdi. Bazen Hasankaleli çocuklarla maç yapardık. Takımımızdaki oyuncu eksikliğini kızlarla takviye ederdik Bu durum o günün şartlarında hiç garipsenmezdi. Seniha Teyze’nin kızı Filiz, en iyi kalecilerimizden biriydi.

O yıllarda İstanbul’a gitmek çoğu ailenin en büyük arzusuydu. Budak ailesi de bu göç kervanına katılanlar arasında olmuştu. Reşat Amca ve Makbule Teyze İstanbul’da hayata veda etmişlerdi. Ailenin diğer fertleri İstanbul’da emekliliklerini yaşıyorlar.

Zaman su gibi akıp gidiyordu. Babam hastalandı nefes alması zorlanmıştı. Doktorlar bu durumun kalpten geldiğini söylemişlerdi. Merdiven çıkmak babamı zorluyordu. Bu sebepten Reşat Budak Amca’nın çıktığı daireye, yani bir alt kata taşındık.

Çocukluğumuzu ve gençliğimizi dolu dolu yaşadığımız bu apartmanda ağabeyim Cengiz tıp doktoru, ben eczacı, küçük kardeşim Uğur da öğretmen olmuştu. Hüznü ve sevinci tattığımız bu evde babam son nefesini vermişti. Ağabeyim askerlik görevini yerine getirirken doktor olan İclâl Yengem ve yeğenim Mehmet, bizde kalmaya başlamışlardı. Bu durum babamın boşluğunu bir nebze unutturmuştu. Yani evimizden bir Mehmet gitmiş, yeni bir Mehmet gelmişti.

Güzel ve Polat Ailesi

Vakıf Apartmanları’nı en son terk edenlerden biri bizdik. Komşularımız dağılmış, bizler büyüyüp ev bark sahibi olmuş dolayısıyla geçmişteki hatıralarımızı yüreklerimizde saklayıp bu güzel mekândan ayrılmak zorunda kalmıştık. Annem, kardeşim Uğur’la birlikte İsmet Paşa Caddesi’ndeki evimize taşındı ve 2011 yılında ‘Can ana gurban!’ diyerek aramızdan ayrıldı.

En alt katta, Taşmağazalar’da ayakkabı dükkânı olan Vahdettin Kolişler Amca oturuyordu. Vahdettin Amca iri yarı, heybetli bir insandı. Eşi Perihan Teyze, tam bir Erzurum hanımıydı. Ketesi, çöreği ile meşhurdu. Ailenin Fatih, Yavuz, Selim ve Murat isimli dört oğlu vardı.

Yakın tarihte vefat eden Fatih, benim akranımdı. Caddede ticaret artınca apartmanların birinci katları ve apartman araları dükkâna çevrilmeye başlamıştı. Vahdettin Amca da evi dükkâna çevirdi ve ‘Fatih Kundura’ isimli ayakkabı mağazasını açtı. İşin başında Fatih durur, diğer kardeşleri de ona yardım ederlerdi. ‘Fatih Kundura’ mağazasında günün şartlarında en markalı ayakkabılar satılırdı. Vahdettin Amca vefat etti. Perihan Teyze, oğlu Yavuz’la birlikte yaşıyor. Selim ve Murat ise Erzurum dışında hayatlarını sürdürüyor.

Vahdettin Amca’nın karşı dairesinde Cumhuriyet Caddesi’nde ‘Moda Kundura’ isimli ayakkabı dükkânını işleten Yılmaz Gürergene ile annesi Gülzade, eşi Altındal, çocukları Yusuf, Erdem ve Alev otururlardı.

Altındal Abla, apartmandaki diğer hanımlardan çok gençti ve komşuluk ilişkileri çok yüksekti. Yılmaz Ağabeyi ise son derece saygılı ve ağırbaşlı biriydi.

Aradan yıllar geçmişti. 1987 yılında annemle birlikte Hac farizasını yapmak nasip olmuştu. Bu kutsal görevi yaparken Yılmaz Ağabeyi de bizim kafiledeydi ve birlikte aynı odayı paylaşmıştık. Diğer çoğu komşularımız gibi Yılmaz Ağabeyiler de şehirden göç edip Çanakkale’ye yerleştiler. Yakın zamanda Altındal Abla’nın vefat ettiğini öğrenince çok üzülmüştüm.

Zamanla Yılmaz Gürergene’nin oturduğu ev de tadilat yapılarak ‘Çağın’ isimli lokantaya dönüştürüldü. Bu lokantayı Nevzat Kumbasar işletirdi.

Emlâk Bankası’yla bizim apartman arasında dar bir boşluk vardı. Burada çöp bidonları bulunurdu. Zamanla bu boşluk da ticarethaneye çevrildi ve çantacı dükkânı olarak faaliyetini sürdürdü.

Yılmaz Ağabeyi’nin üst komşusu, Kombina’da çalışan, aslen Trabzonlu olan İsmet Okur’du. İsmet Ağabeyi’nin eşi Nurhayat Abla’ydı. Ailenin Şükrü, Şükran, Ayfer, Aysel ve Mehtap isimli beş çocuğu vardı. 1965 yılında İsmet Ağabeyi karıştığı bir kavgadan dolayı cezaevine düşünce aile epeyce bir sıkıntı yaşamıştı. O gün, apartman çok hareketliydi. Şükrü, elindeki yerel gazeteyi sıkı sıkıya tutmuş ağlıyordu. Arkadaşları olarak Şükrü’ye sarılıp onu teselli etmiştik. Kısa bir bocalamadan sonra Nurhayat Abla, Kombina’da işe girdi ve aileyi toparladı. Şükrü bu gün Mersin’de yaşıyor.

Okur ailesinden sonra buraya Kombina’da çalışan Nihat Özkavcı taşınmıştı. Onun Engin, Ersin ve Nesrin isimli üç çocuğu vardı. Bu aile kapı komşumuzdu. Ağabeyimle birlikte Ankara’da okurken annemin en büyük destekçilerinden biri Nihat Ağabeyi’nin eşi Güner Abla olmuştu. Aile 1976 yılında İstanbul’a taşınmış, Nihat Ağabeyi genç yaşta orada vefat etmişti. Güner Abla şimdi Engin’le birlikte yaşamakta, Ersin de yine İstanbul’da emekliliğin tadını çıkarmakta.

Üçüncü katta oturduğumuz zaman karşı komşumuz kombinada çalışan Muttalip Erek Amca ve eşi Neriman Teyze’ydi. Ailenin Nusret ve Nedim isimli iki oğlu, Nilgün isimli bir de kızları vardı. Neriman Teyze harika bir insandı. Ne zaman oyun sırasında veya kavga ederken başım yarılsa ilk koştuğum adres Neriman Teyze olurdu. Ecza Dolabı’nda hazır ettiği oksijenli suyu hemen yaralı yerime sürer, annemin duymaması için de özen gösterirdi.

Güneş ve Erek Aileleri

Nusret Ağabeyi çok güzel futbol oynardı. Nedim Ağabeyi ise daha sessiz ve ağırbaşlı bir mizaçtaydı. Bu iki kardeşten Nusret Ağabeyi inşaat mühendisi, Nedim Ağabeyi Ziraat Mühendisi olmuştu. Uzun yıllar komşuluk ettiğimiz bu aile de Ankara’ya nakil etmişlerdi. En son Nedim Ağabeyi’yi eve davet ettiğimizi hatırlamaktayım.

Muttalip Amca ve Neriman Teyze vefat ettiler. Nusret Ağabeyi Ankara’da, Nedim Ağabeyi Trabzon’da, Nilgün ise İzmir’de yaşamaktalar.

Türkân Güzel-Neriman Erek-Sümer Alyanak

Muttalip Amcalardan sonra bu daireye emekli bir ‘Albay’ gelmişti. Kimseyle ilgisi olmayan bu komşumuzu bir defa bizden kibrit isterken yakından görmüştüm. Albay’ın kapı önünde yeni alınmış Anadol marka otomobili vardı. Bazen pencereden karşıdaki lokantaya seslenerek çorba siparişi verirdi. Sıkıntılı bir yaşam tarzı olan ve ismini dahi bilmediğimiz bu komşumuz apartmanda fazla kalmadı ve taşındı.

Boş olan daireye Kombina’da çalışan Dede Tarzuk Amca taşındı. Dede Bey, mahkeme kararıyla ismini ve soy ismini değiştirip Habip Özdenoğlu kimliğini almıştı. Dede Bey’in eşi Hüsna Teyze’ydi. Ailenin Musa, Hamza, Erhan, Filiz isimli dört çocuğu vardı. Dede Bey’in yeğeni Fikret de ailenin yanındaydı.

Uzun yıllar komşuluk ettiğimiz Özdenoğlu ailesi de göç kervanına katılanlar arasına girip İstanbul’a yerleşmişti. Dede Bey Amca’yı en son Erzincan Tren İstasyonu’nda gördüğümü ve konuştuğumu hatırlamaktayım. Yaşı benden küçük olan Musa hemen hemen her yıl Erzurum’a gelip tanıdıklarına uğrar, beni de ihmal etmezdi. Musa, hafızası çok kuvvetli biriydi. Paramız olmadığı zaman aramızda para toplayıp Musa’yı, izlemek istediğimiz bir filme gönderir, onun sinemadan çıkmasını dört gözle beklerdik.

Musa, Renkli Türkçe Sinemascop yazısından, kısımlara kadar filmi başından sonuna kadar anlatır, filmin sonundaki Son, The End veya Fıne yazılarını da söylemeyi de asla unutmazdı. Geçenlerde aldığım bir haberle Musa’nın Corona’ya yenik düştüğünü öğrendiğimde yüreğimde derin bir acı hissettiğimi söyleyebilirim. Aile, Neriman’dan sonra genç yaşta ikinci bir evladını kaybetmişti.

Özdenoğlu ailesinin İstanbul’a nakletmesinden sonra bu daireye PTT’de çalışan Bülent-Türkân Başkırt ailesi yerleşmişti. Bülent Ağabeyi zaten eski komşumuzdu. Kırmızı Apartman’ın en üstünde İğneci Teyze’nin sol tarafında otururlardı.

Başkırt ailesinin iki kız, bir erkek çocukları vardı. Murat avukat, Duygu doktor, Figen ise İngilizce öğretmeni olmuşlardı. Bülent Ağabeyi’nin vefatından sonra aile İzmir’e nakletmiş, Türkân Abla da orada vefat etmişti. Başkırt ailesinin çocukları emekliliklerini İzmir’de sürdürmekteler.

Bülent - Türkân Başkırt

Özdenoğullarının üst katında Erzurum İkinci Noteri Necati Ahıskalı oturuyordu. Necati Bey’in eşi Kâmuran Hanım’dı. Ahıskalı ailesinin Tuluğ ve Tülin isimli çocukları vardı. Necati Ahıskalı’dan önce de bu dairede Cehdi Aslan isimli bir avukatın oturduğu söylenirdi.

Ahıskalılardan sonra boşalan daireye Taşmağazalar’da Philips Bayii olan Nami Alyanak taşınmıştı. Nami Ağabeyi’nin eşi Sümer Abla çok dost bir insandı. Annemle abla, kardeş ilişkisi içerisindeydiler. Hemen hemen her gün bizim evde olurlardı. Uzun kış gecelerinde Alyanaklar’ın evine gittiğimiz çok olurdu. Nami Ağabeyi ile babamın tavla oynamaları görülmeye değerdi. Alyanaklar’ın Sümran, Nihan ve Hami isminde üç çocuğu vardı.

Caddelerde nadiren görülen otomobillerden biri Nami Ağabeyi’nin beyaz renkli Desoto marka taksisiydi. Nami ağabeyi, yaz olunca bizi Hasankale’ye, kış olunca da Tahta Tramplen’in olduğu Kayakevi’ne götürürdü. Alyanak ailesi de İstanbul’u mesken tutanlardan oldu ve Nami Ağabeyi orada ticaretine devam etti. Son aldığım haberde Sümer Abla’nın vefat ettiğini üzülerek öğrendim.

Alyanaklar’dan boşalan daireye diğer apartmandan komşumuz olan Veteriner hekim Ahmet Çiftçioğlu gelmişti. Karslı olan Çiftçioğulları herkesin çok yakından tanıdığı ve sevdiği bir aileydi. Onların bize komşu olmaları hepimizi çok mutlu etmişti. Ahmet Bey’in eşi Mihriban Teyze görkemli, sevecen ve müşfik bir anneydi. Ailenin Namık, Akif, Mehtap ve Nuran isminde iki kız, iki de oğlu vardı. Mihriban Teyze etrafına ışık saçan bir yapıya sahipti. Ailenin mutluluğu Mihriban Teyze’nin hastalanmasıyla bozulmuştu.

Çiftçioğlu Ailesi

Kürk mantosu içerisinde Ankara’ya tedavi için götürüldüğü anı hiç unutmadım. Hepimiz hastalığını atlatacağına inanıyor tüm komşular ona dua ediyorduk. Hastanede eczacı olarak çalıştığım dönemdi. Mesai arkadaşım Dr. Vehbi Tercan’ı Mihriban Teyze’ye bakması için eve getirmiştim. Bu onu son görmem olmuştu. Mihriban Teyze, arkasında dört yetim bırakarak aramızdan ayrıldı. O gün nasıl üzüldüğümüzü asla tarif edemem. Çiftçioğulları’nın çocukları bizim kardeşlerimizdi. Namık öğretmen olmuştu ama İstanbul’da ticaret yapmayı tercih etmişti. Evli olan Nuran İzmir, Mehtap ise Didim’de yaşamaktalar. Bizimle bağını hiç koparmayan Akif’in Tıp Fakültesi’ne girmesi hepimizi gururlandırmıştı. Akif’in bu gün akademik kariyerinin zirvesinde olması Mihriban Teyze’nin ruhunu şad etmiştir diyebilirim. DEVAM EDECEK…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner552