Lo! Ve LoLo!

“Gerçeği arayın, size mutluluk vereni değil; Goethe! Ve gerçek, kime lazım ki?

Efendim; Ağa’nın çobanı her gün koyunlarını otlatıyor, sütlerini eve getirip sağıyor, günler böyle geçiyor. Çoban bir gün şeytana uyuyor(!), koyunların yarısını satıyor, parayı cebine atıyor, şehre kaçıyor. Çaresiz Ağa şehre gelip çobanı mahkemede buluyor. Çoban da bir avukat tutuyor! Avukat Çoban’a; “Mahkemede hâkim ne derse ne sorarsa sadece sen “Lo” de” diye tembih ediyor. Çoban aynen söyleneni yapıyor ve hâkim çobanın saf dil bilmediğine ve masum olduğuna karar verip beraat ettiriyor. Avukat, mahkemeden sonra çobanın önüne bir hesap çıkarıp koyuyor! “Çobana “bana borcun bu kadar” diyor. Çoban düşünmeden “Lo” diyor. Avukat diyor ki; “Oğlum mahkeme bitti, artık normal konuş”, çoban gene “Lo” diyor! Avukat, “Ulan bize de mi Lo, Lo”, Çoban gene “Lo” diyor!

Şimdi malum; geçim şartları zorlaştı, asgari ücret ile emekli maaşları açlık sınırının altında geziniyor. Hal böyleyken, karar mekanizmalarından veya ekranlardan yükselen bazı resmî açıklamalar, emeklilere adeta bu trajikomik fıkradaki "Lo" cevabı gibi tınlıyor. "Ömür uzadı, refah payı yüksek" türünden istatistiki teselliler sunulurken, sanki hayatın gerçeklerine gözler kapatılıyor. Kürsülerden bütçe dengeleri anlatılırken, sokağın dengesi tamamen unutuluyor.

Nasıl ama? Vallahi bravo!

Vatandaş açız diye feryat ediyor, maaşla dışarı çıkamadığını, karnını doyuramadığını söylüyor! Bürokrasinin soğuk yüzü ise anında o bildik, kayıtsız jargonla cevap veriyor ve dünyadaki diğer ülkelerle kıyaslamalar yaparak adeta koskoca bir “Lo” çekiyor!

Nasıl ama? Vallahi bravo!

Kardiyoloji, kanser veya başka önemli şikayetleri olan, belki de hayati risk taşıyan bir hasta sistemden randevu almaya çalışıyor; "bir aydan aşağı randevu yok" yanıtıyla karşılaşıyor. Bu tablonun düşündürdüğü anlam ne yazık ki çok açık: "Sabret, sıranı bekle, ne direniyorsun?" felsefesi. Sağlıkta çağ atladığı söylenen bir düzende, randevu ekranlarının vatandaşa verdiği o sessiz yanıt da ne yazık ki büyük bir "Lo"dan ibaret kalıyor.

Bir yol ayrımının adı haline geldi bu durum; "Lo" ayrımı! Yani maddi imkânın elveriyorsa hiç sorun etme; al özel randevunu, paşalar gibi git en lüks muayeneni ol, sonra “Vallahi hizmet on numara beş yıldız, param helal olsun” de!

Nasıl? Vallahi bravo!

Eğer durumun yoksa, dar gelirli ya da emekli dediğimiz o sessiz çoğunluğun içindeysen, geriye sadece şifa niyetine sabretmek ve kaderine razı olmak kalıyor.

Eğitim sistemimizdeki adalette de bu durum fazlasıyla etkili sayın okuyucularım. Maddi gücü olanlar özel okullara yıllık milyonlarca lira ödeyebiliyor, çocuğuna her türlü imkânı sunup keyfine bakıyor.

Öte tarafta dar gelirli bir vatandaşın çocuğu ise okula gitmek için sabahın köründe kalkacak, yollara düşecek, imkansızlıklar içinde eğitim almaya çalışacak. Günün sonunda ise parası olanla olmayan, tamamen farklı şartlarda hazırlanıp aynı sınava girecek. Sonuç mu? "Lo" kuşağının çocuklarına yine aynı çaresizlik miras kalacak.

Nasıl? “Vallahi Bravo”!

Toplumsal sorumluluklar ve yükler bile zamanla belli kesimlerin omuzlarında birer "vatan borcu" olarak kalırken, imkânı olanlar bu yüklerden bir şekilde sıyrılabiliyor. Duydunuz mu?

Nasıl? Vallahi Bravo!

Sonunda ne mi oluyor? Bizi yöneten anlayışın ve sistemin bu vurdumduymazlığı karşısında insan sormadan edemiyor: Toplum olarak bindiğimiz bu alamet, acaba bizi hangi kıyamete götürüyor?

Vesselam!

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Mor salkımlı bahçemde sakladığım aforizmalardan:
“Sorgulanmayan yaşam, yaşanmaya değer değildir” Sokrates.
“Hepimiz aynı bataktayız ama; bazılarımız yıldızları seyrediyor”! Oscar Wilde.