Matt Damon’ın oynadığı Mr. Ripley rolünde, kendini anlatıyor: "Ben hırsızım, iyi yalan söylerim, dolandırıcılık, sahte çek senet yaparım. Bizim asıl meselemiz bu profesyonel yalancılar değil; asıl derdimiz, bu tezgâhı göre göre kendine "pembe yalanlar" uyduran, bile bile lades diyen amatör hayalperestler.
Halk arasında eski bir at cambazı taktiği vardır hani; meydanda malını satarken müşteriye "Cambaza bak!" diye bağırıp arkada atın topallığını gizler. İşte bu yüzden kural bir: Kandırılmada uzun süre kalmayın! Ama hepsinden önce; başta kendinizi kandırmayın! İnsanın kendi kendine söylediği yalan, piyasadaki en nitelikli dolandırıcılıktan bile daha tehlikelidir.
"Her zaman doğruyu söyle; ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın." der; Mark Twain. İşte yalan söyleme sanatı tam olarak bu yüzden yorucudur. (!) İlk tekrarda salladığın o yalanı, ikinci tekrarda açık vermemek için hafızada taze tutmak, sürekli o senaryoyu ezberden okumak zorundasın. Yalan yakalama bir sanattır ve bunun için felsefe yani düşünmek gerekir.
Ama bizim insanımız hem dışarıdaki cambaza inanıyor hem de kendi kafasının içinde devasa bir düşünce hatası fabrikası çalıştırıyor. Kendi zihninin oyununa gelen, kendi ürettiği o defolu senaryolara inanan insan, dışarıdaki yalancının en kolay lokmasıdır. Kendini içeriden kilitleyen, dışarıdan gelen tehlikeyi görmez ve oltaya takılır!
Eğitim tezgahından felsefeyi, mantığı ve o sorgulama alışkanlığını söküp attığın an, o ülkenin yarınlarını da toprağa gömmüş olursun.
Ünlü felsefe bilim insanımız; Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin (toprağı bol olsun); “Felsefeyi hayattan silmek, bir toplumun zihinsel sigortasını kapatmaktır.” der.
Felsefenin bittiği yerde farkındalık elini eteğini çeker, düşünme yetisi felç olur. Artık orada sadece tek bir güruh hüküm sürer: Biatçılar ve efendileri. Eleştirmeyen, soru sormayan, önüne konan her yalan hikâyeye inanan bir kitle, yeni sistemin omurgasını oluşturur. Ondan sonra sahnede yetenekli bay ripley'ler cirit atarken, tribünde onları çılgınca alkışlayanlar tüner.
Zihni zincirlenmiş bir sınıfta artık kelimelerin tadı kaçar. Adalet, sosyal eşitlik ve milli gelirin adil paylaşımı gibi o afilli laflar, tıpkı özgürlükler gibi sadece birer içi boş sözcüklerdir.
Yalancının "itibar", kurnazın "başarılı" sayıldığı bu tiyatroda; kandırılma uykusundan uyanamayanlar, günün sonunda rızkını kaptırdığı gibi gerçeği de masada bırakır.
Hani o büyük yazar Oscar Wilde’in dediği gibi:
“Hepimiz aynı bataktayız ama bazılarımız yıldızlara bakıyoruz”.
Gelin kafamıza düşünceyi ve sorgulamayı monte edelim!
Vesselam!
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mor salkımlı bahçemdeki aforizmalardan:
“Para ile alınan sadakat, daha fazla para ile satılır”. Seneca
“Evlilik: Birbirinize saygı duyun, uzlaşın, ortak değerleriniz olsun.” Öğretmenim Mori’yle / yazan Mitch Albom.