Bugün gelinen noktada ise asıl mesele; yalnızca toplumsal eşitlik değil doğrudan üretim kapasitesi, bölgesel kalkınma, şehir ekonomileri ve sürdürülebilir büyüme meselesidir.
Bir ülkenin kalkınma seviyesini yalnızca sanayi yatırımlarıyla, ihracat rakamlarıyla ya da altyapı projeleriyle ölçmek artık yeterli değildir. İnsan kaynağının ne kadar verimli kullanıldığı da en az bunlar kadar belirleyicidir.
Bu noktada kadın istihdamı, Türkiye’nin ekonomik geleceğini şekillendiren temel başlıklardan biri haline gelmiştir.
Türkiye son yıllarda kadınların iş gücüne katılımını artırmaya yönelik önemli adımlar atmıştır.
Girişimcilik desteklerinden kadın kooperatiflerine, mesleki eğitim projelerinden üretim teşviklerine kadar birçok alanda devlet destekli politikaların genişlediği görülüyor.
Özellikle KOSGEB, TKDK, kadın kooperatifleri destek programları ve bölgesel kalkınma ajanslarının çalışmaları, kadınların ekonomik sistem içerisinde daha görünür hale gelmesini sağlamıştır.
Bu yaklaşım yalnızca bireysel gelir artışı üretmiyor aynı zamanda aile refahını, çocukların eğitim imkanlarını ve şehirlerin ekonomik dinamizmini de doğrudan etkiliyor.
Kadın istihdamının yüksek olduğu toplumlarda ekonomik kırılganlıkların daha düşük olması tesadüf değildir.
Üretime katılan kadın yalnızca çalışan bir birey değil aynı zamanda tüketim alışkanlıklarını dönüştüren, aile ekonomisini disipline eden ve sosyal gelişimi hızlandıran bir aktördür.
Kadının gelir elde ettiği bir yapıda eğitime ayrılan kaynak artıyor, kayıt dışılık azalıyor ve yerel ekonomi daha dirençli hale geliyor.
Bu nedenle kadın istihdamını yalnızca “kadın politikası” olarak değerlendirmek eksik bir bakış açısı olur çünkü mesele doğrudan kalkınma politikasıdır.
Türkiye genelinde bu dönüşüm hissedilir hale gelirken, Anadolu şehirleri bu sürecin en kritik alanını oluşturuyor.
Erzurum'da bu açıdan dikkat çekici potansiyele sahip şehirlerden biri.
Güçlü aile yapısı, üretim kültürü, tarım ve hayvancılık altyapısı, coğrafi işaret potansiyeli taşıyan ürünleri ve genç nüfusu aslında önemli bir ekonomik zemin sunuyor.
Buna rağmen kadınların ekonomik hayata katılım oranı istenilen seviyeye ulaşmış değil.
Burada temel sorun çoğu zaman yetenek eksikliği değil fırsata erişim, cesaretlendirme mekanizmaları ve sürdürülebilir üretim modellerinin sınırlı kalmasıdır.
Erzurum’da kadın emeği yıllardır hayatın içinde olmasına rağmen ekonomik değer olarak yeterince görünür hale gelemedi.
Ev üretimi, yöresel ürünler, el emeği gıda üretimi ve küçük ölçekli ticaret çoğu zaman kayıt dışı kaldı.
Oysa bugün dünyada kalkınma anlayışı değişiyor.
Büyük fabrikalar kadar yerel üretim ağları, kadın kooperatifleri ve mikro girişimcilik modelleri de önem kazanıyor.
Erzurum’un sahip olduğu yöresel ürün çeşitliliği düşünüldüğünde, kadınların üretim süreçlerine daha güçlü şekilde dahil edilmesi şehir ekonomisine ciddi katkı sağlayabilir.
Burada önemli nokta, kadın istihdamını yalnızca masa başı işlerle sınırlı düşünmemektir.
Tarımdan gıdaya, e-ticaretten paketlemeye, yöresel üretimden ihracata kadar geniş bir alan bulunuyor.
Özellikle kadın kooperatifleri bu anlamda yeni nesil kalkınma modeli olarak öne çıkıyor. Kooperatif yapıları yalnızca ekonomik üretim sağlamıyor aynı zamanda kadınların birlikte hareket etme kültürünü güçlendiriyor, özgüven oluşturuyor ve yerel kalkınmayı tabana yayıyor.
Devletin son yıllarda kadın girişimciliğine verdiği destek de bu dönüşümün en önemli yapı taşlarından biri haline geldi.
Üretim odaklı ekonomi anlayışıyla birlikte kadınların ekonomik sisteme daha aktif katılması artık stratejik bir hedef olarak görülüyor.
Bu yaklaşım, yalnızca bugünün ekonomik ihtiyaçlarını değil, geleceğin rekabet gücünü de şekillendiriyor.
Güçlü ekonomiler yalnızca sermayeyle değil, insan kaynağını doğru değerlendirebilme kapasitesiyle büyüyor.
Bugün, Erzurum’un da Türkiye’nin de ihtiyacı olan husus, kadınların üretim içerisindeki yerini sembolik düzeyden çıkarıp sürdürülebilir ekonomik modele dönüştürebilmektir.
Kadın istihdamı arttıkça şehirlerin sosyal yapısı güçlenir, üretim çeşitlenir ve ekonomik canlılık daha geniş kesimlere yayılır.
Kalkınmanın gerçek anlamı da tam olarak budur: BÜYÜMENİN TOPLUMUN TAMAMINA ULAŞABİLMESİ...
Kadınların ekonomiye katılımı artık bir tercih değil kalkınmanın zorunlu şartlarından biri...
Türkiye’nin üretim gücü yükselirken Anadolu şehirlerinin de bu dönüşümün merkezine taşınması gerekiyor.
Erzurum gibi potansiyeli yüksek şehirlerde kadın emeğinin ekonomik değere dönüşmesi ise yalnızca bölgesel değil ulusal kalkınma açısından da stratejik önem taşıyor.
Çünkü; güçlü kadın güçlü aileyi, güçlü aile ise güçlü ekonomiyi oluşturuyor.