İdeal Politikalar, İdeal Öğretmen, İdeal Toplum!

En ağır görev, eğitim ordumuzun ağır işçisi olan öğretmenlerimizin omuzlarındadır. Vebali de!

Bir ülkenin kaderi, yetiştirdiği evlatların akıl ve fikir kalitesiyle doğru orantılıdır. Eğitim, bir millet için ya varoluş ya da yok oluş mücadelesidir. Bilim insanı, entelektüeli, felsefe ve matematikle olgunlaşmış insanı çok olan toplumların sırtı yere gelmez. Bu yüzden en ağır görev, eğitim ordumuzun ağır işçisi olan öğretmenlerimizin omuzlarındadır. Vebali de!

Ancak ortada büyük bir soru var: Biz çocuklarımıza düşünmeyi mi öğretiyoruz, yoksa sadece ezberlemeyi mi?

Düşünür Thomas Cathcart’ın aktardığı ince bir fıkra vardır: Bir bilim insanı eşiyle yolculuk yaparken, eşi yol kenarındaki sürüyü görüp heyecanla, "Bak, koyunların tüylerini kırpmışlar!" der. Bilim insanı koyunlara bakar ve şu temkinli cevabı verir: "Evet, bizim taraftan görünen kısımlarını..."

Bu fıkra bize muazzam bir gerçeği fısıldar: Bilimsel düşünmek ve okuduğunu kavramak; madalyonun sadece bize gösterilen yüzüyle yetinmemektir. Görünmeyenin arkasını aramak, araştırmak peşin hüküm vermemektir. Peki, eğitim sistemimiz "koyunun arkasını da merak eden" nesiller yetiştirebiliyor mu? Hayır!

Uzun zamandır ezbere dayalı bir sistemle çocukların beyinlerini dolduruyoruz. Tıpkı boş bir depoya su doldurur gibi... Oysa o su durağandır, zamanla bayatlar. Bilgiyi ezberleyen çocuk o bilgiyi nerede, nasıl kullanacağını bilemez. Formülü ezberler ama matematiğin felsefesini anlamaz. Metni kelime, kelime okur ama özünü kavrayamaz. Düşünmeyen insanı yönetmek kolaydır; fakat ondan bir dünya markası, bir buluş veya teknoloji üretmesini bekleyemezsiniz.

Binlerce hafızın manasını bilmeden ezberlediği Kuran gibi; bu çocuklar gelecekte bir bilim adamı olmayacaklar, düşünmesini öğrenemeyecekler belki de!

İşte bu düğümü çözecek ilk basamak sistem ve öğretmenlerimizdir.

Öğrenci, öğretmenini modeller. Sınıfta sigara kokan öğretmenin öğrencisi sigaraya, elinden telefon düşmeyenin öğrencisi ekrana bağımlı olur. Eğer bir öğretmen okuduğu kitabın derinliğinde kaybolmuyor, fikir üretmenin heyecanını yaşamıyorsa, öğrencisinden düşünmesini bekleyemez.

Öğretmen, okulda, otobüste, parkta, seyahatte kitabı elinden düşürmeyen bir rol model olmalıdır.

Öğretmen; Gregory Petrov’un “İdeal Öğretmen”, Salman Khan’ın “Dünya Okulu”, Doğan Cüceloğlu’nun “Savaşçı” kitabını okumadan nasıl öğretmenlik yapar? Öğretmenler odasında okey oynayarak mı?

Vehbi Vakkasoğlu, öğretmenliği bir “meslekten” öte “sevda” olarak tanımlar; öğretmenin en büyük gücünün öğrencinin ruhuna dokunmak ve eğitimi kalıcı bir hayat yolculuğuna dönüştürmek olduğunu vurgular.

Neredeee diye yazmak istiyorum da!

Öğretmen yetiştirme politikamızda kitap okuma alışkanlığını ve düşünme becerisini devletin milli felsefesi haline getiremezsek, daha ilk adımda iflas ederiz. Unutmayalım; eğitim bir beyne zorla bilgi depolamak değil, orada bir düşünme kıvılcımı çakmaktır. Çocuklarımıza hayatın her alanını sorgulamayı, felsefeyi ve mantığı aşılamak zorundayız. Aksi takdirde, dünyayı geriden takip eden bir toplum olmaktan öteye geçemeyiz.

Vesselam!


Mor Salkımlı Bahçemde sakladığım aforizmalardan:

“Allah, cehaleti mazur görmeyen mutlak güç sahibidir.” — Biruni (975-1045)

“Biz neysek ve neye sahipsek hepsi bir ödünçtür, hem de çok sürmez!
Sahip olduğun şeye öyle sıkı sarılma; çünkü dünyalık arzular, seni bu fani dünyaya çivileyen birer çividir.” — Nizami Gencevi (12. YY.)

Çokça ben deyirdi: ‘Ben’ deme, o dinlemir...
İndi topraktadır, hiçbir şey demir. Niyazi Gencevi ’ye benden bir nazire!