Biz insanlar bazen hayal ederiz ve bu hayali yaşadığımızı düşünürüz.
Sevmek, sevilmek gibi...
Oysa aslında çok yanlış hayal kurmak, bir şeyler beklemek şu fani hayattan...
Hayaller çoğunlukla gerçek olmaz. Sonu hayal kırıklığı, hüsran olur. Ama yine de vazgeçmeyiz hayaller kurmaktan.
Vazgeçtiğimiz vakit yaşamdan vazgeçmiş oluruz. İnatla yine hayaller kurarız.
Ama acıdır hayal kırıklığı yaşamak. Öyle ki kalbini dar bir kafese kıskaca konmuş gibi hissedersin için daraldıkça daralır.
Tüm hayaller yıkılıp, tüm umutlar taşlandığında ve kullardan tüm umudunu kestiğinde, işte o zaman ilahi aşkı belki biraz olsun bulursun.
Gerçek seveni, gerçekten sevilmeye layık olanı bulursun. Herkes gider yıkar döker ama "O" hep kalbimizdedir.
Gizli olanı da bilir, iftira olanı da, gerçek olanı da. Takdir yalnız "O"na aittir, verir veya alır.
Bazen o kadar mutlu eder ki, onun için ağlarsın ve onun için ağladığında görmesen de melekler de seninle beraber ağlamaya başlar.
Ve bazen o kadar acı doldurur ki kalbini karanlıklarda kalırsın. İşte o zaman da yine "O"nu anarsan gün doğar gecenin ortasında, tüm hayal kırıklıklarını, sevme yeteneğini kaybetmiş çoğu insanın verdiği acı tadı unutursun.
Biz insanların kalbine kendi ruhundan bir ruh üflemiştir. Biz insanların kalbi bir çok durumda noksandır. Ufak bir hayal kırıklığında karşımızdakini çok fena kırabiliriz.
Halbuki o öyle midir?
Beklemeyi her günümüzü secdesiz, kuransız geçirip bu dünyadaki asli vazifelerimizi unutsak bile ertesi gün tekrar bize yeni bir gün verir tekrar tekrar nefes verir. "O" hiç kuşkusuz tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. Bu nedenle kusursuz sevgi yalnız "O"na aittir.
Kusursuz sevgiyi kendi kalplerimizde aramak yersizdir.
Yaşadığımız hayal kırıklıkları, hüsranlar ise bu dünya gibi fanidir...