Erdem: Karakterin Aynası, İnsanlığın Yüce Halidir!

Ya da Erdemin Aynası Karakterdir!

Helal dairesinde kalmak, insanın vicdanıyla bağını korur; bu çizgi aşıldığında vicdanın sesi kısılır, içsel muhasebe susar. En yıkıcı unsur ise adaletsizliktir.

Erdem, insanın en yüksek hâlidir; yalnızca ahlaki bir süs değil, karakterin özünü kuran, vicdanın sesini susturmayan bir iç ışık! Konfüçyüs’ün “yüksek insan” dediği kişi, sözüyle eylemi bir olan, içsel bütünlüğünü koruyan bireydir. Bu bütünlük, bir yaşam felsefesi, bir duruş, bir varoluş biçimidir.

Erdem, yalnızca iyi davranışların toplamı değildir; düşünceden eyleme, sözden duruşa kadar hayatın her alanına nüfuz eden bir aydınlanmadır. Ne var ki çağımızda bu ışığı söndüren unsurlar çoğalmaktadır: menfaat uğruna doğruluktan sapmak, yalanı alışkanlık hâline getirmek, sözünden dönmek. Yalan güveni yıkar; siyasetin ikram ettiği makamı korumak için yapılan zikzaklar karakteri çökertir.

Erdemin en hassas sınavlarından biri helal-haram çizgisidir. Bu çizgideki belirsizlik vicdanın pusulasını şaşırtır. Helal dairesinde kalmak, insanın vicdanıyla bağını korur; bu çizgi aşıldığında vicdanın sesi kısılır, içsel muhasebe susar. En yıkıcı unsur ise adaletsizliktir. Adalet, vicdanın en temel tezahürüdür; ondan vazgeçmek, vicdanı hayatımızdan kovmaktır. Vicdanın sustuğu yerde erdemin yeşermesi mümkün değildir.

Siyasilerin, yerel yöneticilerin, din adamlığı iddiasında olanların, esnaf ve tüccarın, zanaatkârın, akademisyenlerin ve kalemini çıkar için kullananların topluma yön veren insanlar olarak bu erdemin en görünür sınavını verdikleri açıktır. Sorumluluk almak yerine sorundan beslenenler gençliğe model olamaz. Karakteri, erdemi ve adaleti sağlayacak bir ilaç, serum, aşı yoktur; bunlar eğitimle, doğru şahısları ve bilgileri modellemekle, düşünmeyi öğrenmekle kazanılır.

Makyavel, siyasetin çıplak gerçeklerini dile getirirken günah keçisi yapılmış; Voltaire ise Anti-Makyavel’de erdemi siyasetin temeline koyarak ona karşı çıkmıştır. Bu iki uç arasında vicdanın sesiyle adaletin meşalesini yüksek tutmak, gerçek karakterin sınavıdır. Böylece Makyavel’in de hakkı kalmaz; erdemi siyasetin merkezine koymak ise insanlığın yüce hâline kapı aralar.

Bir erdemli insan “Acaba bu davranışım erdeme uyar mı, uymazsa karakterimi çökertmeye değer mi?” diye düşünmez mi? Siyasi taraftarlık, temel değerlerin kırmızı çizgilerini aşmamalıdır. Bir liderin kölesi olmak değil, eğrisine eğri, doğrusuna doğru diyebilmek üstün karakterin göstergesidir. Milli iradenin de yüksek karaktere önem vermesi, belki de yüksek insanlarla yönetilmenin kapısını açacaktır.

Erdemli toplum, ancak bireylerin vicdanına kulak vermesi ve adalet meşalesini yüksek tutmasıyla mümkündür. Yalan söyleyenin sözüne inanmak saflıktır; yüksek karaktere hayranlık beslemek ve onu modellemek yüksek insan olabilmenin şartıdır. Yüksek insan karakterine sahip olmak çabası, aydınlanmakla doğru orantılıdır.

Son söz: Erdem, insanlığın en yüce halidir. Vesselam.