Dünyanın Bitmeyen Hırsı ve Simeranya Özlemi!

"Yurtta Sulh, Cihanda Sulh!" “Zorunlu olmadıkça savaş bir c*nayettir.” M. Kemal Atatürk.

Peyami Safa’nın Simerenya’sı değildi bu dünya ve hiç de olmayacak bu gidişle! "Yalnızız" romanı kahramanı Samim, gerçek dünyanın ikiyüzlülüğünden, karmaşasından ve maddi kirinden kaçmak için zihninde kusursuz bir ütopya adası inşa eder. Bu ada Simeranya’dır! İnsanın insana yalan söylemediği, ruhun maddeye ezdirilmediği bir sığınak...

Oysa gerçek dünya, herkese yetecek kadar cömertlikle yaratılmıştı. Gökyüzünden yeryüzüne, gördüğümüz ve görmediğimiz her yer nimetlerle dolu. Su, petrol, doğalgaz, gıda... Yüzyılı aşkın süredir durmaksızın tüketiyoruz ama dünya hala vermeye devam ediyor; bitmiyor, tükenmiyor. Kaynaklar bu kadar bereketliyken, neden insanların çoğu hala ilaçsız, ekmeksiz ve çaresiz?

Cevap basit ama kahredici: Doymayan insan iştahı ve yanlış yönetim modelleri!

Dünyayı berbat eden şey sadece kaynakların paylaşımı değil, gücü elinde tutanların "herkes benim emrimde olacak" histerisidir. Artık şunu net bir şekilde görmeliyiz: Hiçbir ülke tek bir kişiyle yönetilmemeli, koca bir ulusun kaderi tek bir dudağın arasına sıkıştırılmamalıdır. Kurumlar kişilere değil, sisteme bağlı olmalıdır. Adalet anayasaya; ekonomi, dış politika ve yönetim süreçleri ise akıl ve bilgi sahibi uzmanların koordinasyonuna emanet edilmelidir. Liyakatin olmadığı yerde sadece kaos ve sömürü yeşerir.

Diktatörlüklerin, "illa benim dinime göre olacak" diyen dini liderlerin ve despotizmin yarattığı o karanlık tabloya defalarca şahit olduk. Teokratik yönetimlerin veya "benim mezhebime uyulacak" sığlığındaki kafa yapılarının sonu hep kanlı bitti. Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada insanların aynı dinde bile mezheplere bölünerek birbirine kırdırılması, insanlık onuruna sürülen kara bir lekedir. Gerçekten inanca saygı duyan bir insanın asla tenezzül etmemesi gereken bu oyunların sonu, daima geri kalmışlık ve ölümdür.

Bugün geldiğimiz noktada, birileri zenginliğine zenginlik katarken, milyonlarca can bu hırsın ve bağnazlığın kurbanı oluyor. Samim’in Simerenya’sı, bu kanlı ve kirli gerçekliğin karşısında sadece naif bir rüya olarak kalıyor. Çünkü dünya, herkesin karnını doyuracak kadar büyük olsa da hırsla donanmış, gözü dönmüş habis ruhların hırslarını doyuracak kadar geniş değildir.

Akıl, bilim ve gerçek bir adalet tesis edilmedikçe, sömürgecilerin ve despotların yarattığı bu cehennemde yanmaya devam edeceğiz.

Netice itibarıyla; "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi sadece bir temenni değil, insanlığın hayatta kalma reçetesidir. Bizler zihinlerimizdeki Simeranya’yı bir hayal olmaktan çıkarıp, yeryüzünü adaletle, liyakatle ve özgür düşünceyle yeniden inşa etmek zorundayız. Şahısların hırslarına kurban edilen bir dünya, kendi sonunu hazırlayan bir hapishanedir.

İnsanlık, emperyalist ülkeler ve onların uyduları kendi içindeki bu habis hırsı söküp atmadıkça ne gerçek bir barışa kavuşabilir ne de o özlemini duyduğu huzur adasına adım atabilir.

Vesselam.