(2011, KIŞ OYUNLARI, KAYAK VE KUŞAKLAR)
Ortaokul yıllarımızdı, arada bir çıkardık Palandöken'e.Orada öylece kendi kaderine terkedilmiş, bir kısmı ağaçtan bir kısmı demirden devasa bir hayalet gibi duran tramplene bakar şaşar kalırdık. Biz küçüklerin kayağımız yoktu tabi, ama yanımızda büyüklerimizin olmadığı zamanlarda, tıkana kesile kırık merdivenlerini tırmanır, derme çatma kızaklarımızla o hayaletin en tepesinden sonuna kadar kaymaya ve başarabilirsek atlamaya, uçmaya çalışırdık.
Ne anamızın nede babamızın haberi olurdu bu genlerimize işlemiş haldeki tehlikeli oyunumuzdan…Bir iki kış kaçıp gittiğimizi hatırlıyorum. İçimizden en korkağını erketeye yatırıp, bekçinin ya da o zamanlar o cıvardaki askeri birlikten nöbetçi askerlerin gelmesinden korka korka, iki yıl oynamıştık bu tehlikeli oyunu.
Kızakla,oradan ta tepeden kayıp, en uçtan aşağıya atlayabilenimiz, uçanımız oldu mu hatırlamıyorum şimdi. Ama uzunluğu boyunca en az üç dört yerde güneşin etkisiyle çözülüp, kaymamızı engelleyen boşluklar yüzünden bırakın uçmayı, kaymayı bile beceremediğimizi çok iyi hatırlıyorum. Anamızın babamızın duaları başımızdaymış ve güneş biz haylazlara acıyıp hayatımızı kurtarırmış meğer…
Bu iki yıl boyunca çıkıp oraya gitmeyi kim aklımıza koymuştu onu da hatırlamıyorum.
Derdimiz ya tehlikeli bir eğlenceydi ya da içimizde bir yerlerde duran ve mahalle aralarının ötesine geçen kayma arzusuydu. En büyüğümüz 15-16 yaşlarında çocuklardık işte…
O iki yılın sonunda bir gün tramplen in yıkıldığını, sökülüp götürüldüğünü duymuştuk ağabeylerimizden, üzülmüştük tabi. En son çıktığımız günde enkazının olduğu yerde tramplen in şerefine epey kızak kaymış, tekleme sigaralarımızı paylaşarak içtikten sonra da, kalın kar tabakasına tekmeler savurarak tramplen i sökenlere türlü türlü sözler etmiş, ilenip durmuştuk…
Çocuktuk hepimiz, ne yaptığımızı bilemesek te, onun orada bizim Şehirli/Erzurumlu bir masal kahramanı olarak durmasına alışmış, benimsemiş, kaynaşmıştık tramplenle…O güne kadar kayağı sevmek ve istemekle beraber, kayak aparatından yoksun oluşumuz nedeniyle de sadece büyüklerimizi seyretmekle yetindiğimiz için biz küçükler bütün arzumuzu, keyfimizi ve işimizi kızaklarımıza bağlamıştık.
Kızakla; hem de dağda, kesintisiz en az 1 kilometre kaymanın keyfini hiçbir şeye değişmez, önümüze çıkan ilk kar yığınına saplanıp durana kadar uçarcasına kayardık.Biz küçüklerin keyfi kızakla sınırlıyken, bazı zamanlar Köşk Mahallesinden peşlerine takılıp gittiğimiz büyüklerimizin kayak macerası da aşağı yukarı bizimkine benzer, tıpkı bizim kızaklarımızla yetinmemize benzer biçimde onlarda sınırlı imkanlarıyla kayak yapmaya çalışır çoğunlukla büyük oluşlarının ve tanışıklıklarının verdiği avantajla ya civardaki askeriyenin kayaklarını kullanır, yada Gündüz Gözümoğlu Amca'nın oğlu Gürcan Gözümoğlu'nun çoğunlukla Gündüz Amca'dan izinsiz olarak getirdiği kayak takımı ile yetinirlerdi…
O zamanlar büyük bir şevk ve keyf ile tramplen e kayak yapmaya gelen abilerimizden Raci Gaygılı' , Galip Memişoğlu, Yılmaz Güvercin', Ahmet Dayı' ve Kamil Ak'ın o zamanlarda ki heyecanlarını hala hatırlarım…,
Bazı zamanlarda diğer mahallelerden gelen kayakçılarla da karışır, biz ; bize yasak olan kayağa onları izleyerek heveslenirken onlar da kızaklarımızla yaptığımız numaralarımızı seyrederlerdi.
Bu başka mahallelerden gelenler arasında ülke çapında kayakçılarımız da olurdu; onlar, o zaman içinde oldukları heyecanla bizi tanımasalar da mesela halen kayakla ilgilendiklerini bilip takip ettiğim hemen hepsini Milli Kayakçı Fevzi Tosun'un çalıştırdığı; Ahmet Kıbıl, Murat Tosun, Mehmet Yıldırım ve bizim Köşk Mahallesinden Raci Gaygılı ile öbür mahallelerden yine Fevzi Tosun'un rahmetli oğlu Kadir Tosun' da her zaman başı çekerlerdi ve hemen her kış her birinin adını bir yarışmada Türkiye şampiyonu olarak duyar, bir gün onlar gibi kayak yapıp şampiyon olmayı hayal ederdik…
O zamanların şartlarında hem ekonomik imkanlar hem de fiziki kullanım zorlukları nedeniyle oldukça zor elde edilen ve büyük bir zahmetle hazırlanılan kayak aparatı öylesine gözümüzde büyürdü ki, büyüklerin o zahmetli hazırlanışlarını uzun uzun seyretmek bile biz küçüklere büyük bir keyf verirdi.
Şimdi o günlerden sonra, hayatı boyunca birkaç acemi deneme dışında kayakla ilgilenmemmiş orta yaşlı bir Erzurumlu olarak kaleme aldığım bu yazı bana tramplen vesilesiyle ciğerlerime çektiğim o yaman dağ ayazını hatırlatıyor.
Birde ara ara televizyonlarda seyrettiğim, şöyle acaip, ark gibi bir yerden akarak kayan kızaklı sporcuları hatırlıyorum bazı bazı.İçlerinde bırakın Erzurumlu' yu tek bir Türk'ün olmayışı ise beni hem şaşırtıyor hem de üzüyor…
İnanın o korunaklı arklarda, türlü türlü manevralarla kayanları gördükçe, korkuyu hiçe sayarak kendi stilimizi oluşturduğumuz sümüklü, sıkıntılı, tehlikeli maceralarımızın ne anlama geldiğini düşünmeden edemiyorum. Bizim binbir tehlikeyi göze alarak yaptığımız işin eğitilmiş ve öğretilmiş 'gavurcası' inanın bizim yaptığımızdan daha kolay ve daha az tehlikeliymiş.Demek ki biz birkaç haylaz çocuk işte öylesine kızak kaymışız , hemde en tehlikeli, en heveslisinden.
O haylaz çocuklar gurubundan kayakla uğraşan hiç kimse çıkmadı maalesef, hiç kimsenin ayağına kayak, eline baton değmedi…Kimi öğretmen oldu, kimi kuyumcu, kimi işadamı, kimi bekçi oldu bir kuruma. Birkaç kuşak böyle yaşadı Erzurum'da, kayaktan, kızaktan uzak ama kar'la iç içe…
Hep öylesine konuşulup durdu kayak, kuşaklar boyunca ve maalesef bir kayak kuşağı yetişmedi, yetiştirilemedi…Yetişenler ise, bütün yalnızlıklarına, bütün kendi başınalıklarına velhasıl her şeye rağmen kendi kendilerini yetiştirdiler ve bugünlere de yine kendi kendilerine, kendi çabaları ile ulaştılar…
İşte bu yüzdendir ki, 2011 başarısını kutlarken, nasıl olup ta aradan sıyrılarak kayağa, kızağa ve tüm kış oyunlarına gönül veren bir avuç kayaksever ve kayakçı kalmışsa onların hepsini bir kuşak olarak kucaklayıp, tebrik etmek, alınlarından öpmek gerekir diye düşünüyorum.
Kanaatimizce, Erzurum’da kayak başta olmak üzere kış oyunlarını ülke hatta dünya çapında bir dikkat seviyesine çeken yerel ve ülke idaresi ile bağlantılı öncü girişimler arasında en fazla kayağa ve kış oyunlarına karşı gösterilen bu derin ilgide aramak gerekiyor öncelikle…
2011 iyi, güzel, hepimiz bir şeyler bekliyoruz…
Ama bu beklentilerin uzun vadeli olması gerekiyor, uzun vadeli beklentiler için de, yolu dağa uzak kalmış,dağdan uzak düşmüş-düşürülmüş kuşaklar değil; dağla, kayakla, kış oyunları ile içi içe, eğitilmiş, organize edilmiş kuşaklar gerekiyor her şeyden önce…Yoksa sen yaptın!...ben yaptım!...türünden sahiplenmeler sonucunda kısa vadeli kazanımlardan ötesine geçmekte pek mümkün görünmüyor.
2011 iyi, güzel, hepimiz bir şeyler bekliyoruz…
Ama bu beklentilerin uzun vadeli olması gerekiyor, uzun vadeli beklentiler için de, yolu dağa uzak kalmış,dağdan uzak düşmüş-düşürülmüş kuşaklar değil; dağla, kayakla, kış oyunları ile içi içe, eğitilmiş, organize edilmiş kuşaklar gerekiyor her şeyden önce…Yoksa sen yaptın!...ben yaptım!...türünden sahiplenmeler sonucunda kısa vadeli kazanımlardan ötesine geçmekte pek mümkün görünmüyor.
Ramazanınız mübarek olsun…