Barışın Tersyüzü: Savaşın Tuzağına Düşmemek!

Savaş kanser illetidir; barış aşkı ile terapi edilebilir!

Emperyalist ülkelerin savaş ve çökme hevesleri, insanlığın bedenindeki kanserli hücrelerdir; büyüdükçe barışı yok eder.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bugün tersine dönmüş gibi görünüyor. Dünya, kavimlerin ve milletlerin birbirini tanıyıp anlaşması için yaratılmışken giderek savaşın ve çatışmanın girdabına sürükleniyor. Oysa insanlık, herkese yetecek kadar gıda üretebilir; konfor ve huzur için daha çok emek ve kaynak ayırabilir.

Bugün yaşananlar barış adına değil; çoğu kez önceden kurgulanmış senaryoların parçası. Ortadoğu’da sergilenen oyunlar, ülkeleri dağıtma ve çökertme planlarının bir yansımasıdır. Kan ve gözyaşıyla yükselen ağıtlar, haddini aşan bir azgınlığın göstergesidir.

Ülkemizi yönetenlerin, provokasyon ihtimalini titizlikle değerlendirmesi ve milletimizi savaş batağına sürükleyecek tuzaklara karşı azami özen göstermesi gerekir.

İran’a yönelik saldırılar barış için değildir; halkın huzuru için de değildir. İnsanlar katledilerek barış sağlanamaz.

Ne yazık ki bazı çevreler, mezhep farklılıklarını gerekçe göstererek Gazze için ses yükseltirken İran için sessiz kalabiliyor. Oysa emperyalist güçlerin yanında yer almak, hangi gerekçeyle olursa olsun, millet olmanın ruhuna aykırıdır. İran halkı, vatanını terk etmeyerek tarihsel misyonunu göstermiştir. Bu, “millet” olmanın en somut örneğidir.

Bugün bize düşen, barışın dilini yeniden hatırlamak ve savaşın tuzaklarına karşı uyanık olmaktır. Dünya, insanlığın ortak emeğiyle daha adil ve daha huzurlu bir yer olabilir. Bunun için siyaset değil, vicdan ve sorumlulukla hareket etmek gerekir. İspanya ve İtalya gibi!

Emperyalist ülkelerin savaş ve çökme hevesleri, insanlığın bedenindeki kanserli hücrelerdir; büyüdükçe barışı yok eder.

Barış, savaşın yokluğundan değil; insanlığın vicdanından doğar.

Millet olmanın özü, ortak ülküde birleşmektir. İran halkı vatanını terk etmeyerek bu ülkü birliğini göstermiştir. Bizim için de ders budur: farklılıklarımızı aşarak, ortak değerlerimizde buluşarak millet olabilmek. Barışın yolu, bu birlikten ve dayanışmadan geçer.

Burada bütün insanlığa, bütün ülkelere, kişilere, kendini diaspora gören; aslında yaşadığı ülke gerçek vatanı olan şahıslara birkaç sözüm var: kullanılmayın, sarılın, birleşin, kenetlenin, kenetlenelim! Deleuze; farklılıkların değerini felsefeye işleyen şahıs! Farklılıklar tek bir ruh olabiliyorsa; orası örnek bir vatan olur!

Vesselam.