DOĞUTÜRK
2016-12-08 00:09:07

MARTILARIN EKMEK KAVGASI

Abdurrahman ZEYNAL

a.zeynal@hotmail.com 08 Aralık 2016, 00:09

Sarıyer Belediyesinin davetlisi olarak İstanbul'a gidiyoruz.
Genç yaşta kaybettiğim gözümün nuru, gönlümün süruru oğlum Dr. Melih Zeynal'ın vefatından dokuz ay sonra Erzurum dışına çıkıyorum. Hüzün yüklü yüreğim pır pır ediyor.
Er-Vak başkanı Erdal Güzel, CHP il başkanı Tacettin Kızıloğlu ve diğer beş arkadaşla hava alanında buluşup birazdan uçacağız. Duygularım karışık.
İşlemler bitiyor, artık uçağa binme zamanı geldi. Çağrıya uyarak uçağımıza yöneldiğimde bir sürpriz beni bekliyor. Dr. Melihin yetim kalan kızının adıyla aynı olan uçağa biniyoruz. Uçağın adı DURU.
Eeee.. Dururmu göz yaşlarım, göz yaşlarım.
Artık uçaktayız. Bulutların üzerinde uçarken arka sıralarda bir bayanın rahatsızlandığı anons ediliyor. İçimizde doktor varmı?
Birden birkaç doktor yerinden kalkıp hastaya giderken bir de ne göreyim Melihin arkadaşları.. Sessizce derinden ağlıyorum. Keşe Melih yaşasaydı oda nice hastaya koşacak belki daha çok sevap kazanacaktı. Neyse Hasbünallah demek içimi rahatlatıyor.
Uçağımız Sabiha Gökçen Hava limanına indiğinde bizde İstanbul'un nemli havasıyla karşılaşıp bekleyen aracımıza binip Sarıyer'e doğru yol alıyoruz.
Kaptanımız Mehmet Bey bizleri yolda götürürken sıkışan trafiği anlatmadan edemiyor. Dur kalklarla iki saate Sarıyer'de bir lokantaya gidiyoruz.
Lokanta denize nazır güzel bir yerde. Sahibi Yahya usta ile kısa sürede tanışıp muhabbetimizi koyulaştırırken, yemeklerimiz geliyor. Ben pide yerken, kimimiz fasulye, kimimizde hamsi tava yiyor.
Çaylar yudumlanıp tekrar arabamıza binip Sarıyer Belediyesinin başlattığı Vefa Projesi gereği davetlisi olduğumuz 93 savaşının kadın kahramanı "Nene Hatun Parkına" gidip bir ön gezi yapıyoruz.
Sonrasında Kilyos'ta kalacağımız Sarıyer Belediyesine ait sosyal tesislere geçip biraz istirahat ettikten sonra araçla biraz boğazın renkli ışıkları altında geçip "Mer Balık" lokantasına gidip akşam yemeğimiz olan taze balıkları yiyip İstanbul- Erzurum arası mesafeyi ve ikilimi konuşuyoruz.
Gece saat 12 sularında yataklarımıza yatıp uyumaya çabalasak da nafile. Rüzgar öyle feci ki pencerelerden içeriye ıslıklar doluyor böylece gözümüze uyku girmiyor.
Sabahı zor çıkarmış sat dokuzda kahvaltı yapmak için Yahya Beyin Lokantasına giderken gözlerimizden gecenin uykusuzluğu akıyor.
Kahvaltı sonrasında aracımız bizleri Beşiktaş iskelesine bırakmış karşıya geçmek için gemiye binmiştik.
Erdal, Baha ve Özer Beyler ile denizin havasını akciğerlerimize doğru çekerken güneşin ışıkları tüm Boğazı aydınlatıyordu.
 Artık Üsküdar'daydık. Mihrimah Sultan Camisi'nin yanındaki Balaban kahvehanesinde otururken gelen çayları yudumlamış biraz ilerimizde oturan yaşlı dört kişinin konuşmasına şahitlik yapıyorduk.
Adamın biri makineli tüfek gibi konuşuyor, muhataplarını ikna ediyor, yüzer bin lira getirmelerini istiyor kalkıp gidiyordu. Yanımıza gelen garsona Erdal Bey şu konuşan adam kimdi? Diye sorunca: Garson; "Şeytan bu adamı görse Avrupa'ya kaçar" diye latif bir benzetme yaparak bir gerçeği söylemiş oluyordu.
Bu arada bize eşlik edecek Yavuz Resuloğlu geliyor ve kahveden ayrılıyoruz. Önümüze Balaban Kültür Evi çıkıyor. Derhal içeri girip ilgili arkadaştan bilgi alıyoruz. Güzel çalışmalar yapıyorlarmış. Biz öğleden sonra ki konferansa gelmek kaydıyla bu güzel tarihi Balaban Tekke'sini terk ediyoruz.
Üsküdar sokaklarında yürürken ud sanatçısı ve ud ustası emekli öğretmen Hasan Bey'e misafir oluyoruz. Birer kahve içtikten sonra ustamız bize sürpriz yapıp Erzurum türkülerini ud eşliğinde çalıp söylerken bizlerde eşlik ediyoruz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.