DOĞUTÜRK
2019-11-03 09:59:35

MAHVOLURUZ.! VESSELAM.!

Ahmet Gökhan YAZICI

03 Kasım 2019, 09:59

Dünyada Soğuk Savaş’ın bitmesi ve teknolojik gelişme ile yıllardır üretilen ve stokları dolup taşmış, satılması gereken silahların kullanılma sırası gelmiştir artık.

Soğuk savaş döneminin medeniyetler çatışması yeni bir boyut kazanması gerekiyordu.. Ve batılı emperyalist düşünürler, liderler ve devletler eski düşmanları komünizmi uğurlarken yeni düşman olarak ürettikleri “KÜRESEL TERÖRİZM”e hoş geldin diyorlardı..

Amaç siyonizmin küresel belirleyiciliğini ve kabadayılığını bir yüz yıl daha devam ettirebilme stratejisi doğrultusunda her dönem bir şeytana ihtiyacı olan batının yeni şeytanı "KÜRESEL TERÖRİZM" konuşlandırabilmekti.

Pentagon stratejisti Bernard Levis tarafından, 2004 yılında hazırlanan Levins Doktrini ile düğmeye basılmıştır.

Bu doktrinde hedef ülkemizin de içinde bulunduğu Fas'tan Çin’e kadar 22 ülke coğrafyasının kapsayan Müslümanlardır.!

Kominizim fikrinin iflası ve Sovyet Rusya’nın dağılışı ile birlikte söz konusu coğrafyalarda iki değer yükselişe geçeceği öngörülmekteydi.

Türklerin ve Müslümanların yoğunlukla yaşadığı coğrafyada tabi ki yükselişe geçecek iki değer Türk Milliyetçiliği ve İslam'dı

Önce bu değerler etrafında, ılımlı İslam ve ılımlı Milliyetçilik akımları ile Müslümanlar batılı gibi yaşamaya ve tüketmeye alıştırılmalıydı.

Kültür ve ekonomik emperyalizmin ritüelleri ile bir taraftan asimilasyon ve dejenerasyon savaşı kültürel açıdan başlamış,

Diğer taraftan yeraltı kaynaklarını işlemekten ve kendi ihtiyaçlarını üretebilip karşılamaktan yoksun ülkelere

Küresel Terörizmin finansörleri Yahudi asıllı David Rockefeller ve Rothschild gibi para sahipleri devreye girerek kendi ihtiyacını üretmekten yoksun ülkelere öncelikle çok ucuz fiyatlar ile her evin temel ihtiyaçlarını ihraç ederek ekonomik savaşı başlattılar.

Ve söz konusu ülkelerde bir anda ürün bolluğu daha ucuza elde edilebilir olarak ülkelerin milli üretim potansiyeli ucuz ihraç ürünlerle önce engellendi ve ekonomik savaşın ilk raundu kazanılmıştır artık.

Akabinde batılı sermayenin elinde bulundurduğu sanayi kuruluşları sömürmek istediği ülkelerde peş peşe daha ucuz iş gücü maliyet hesapları ile fabrikalar kurulmaya başlanarak, Müslümanın parası ve emeği emperyalizmin sermayesine kısa sürede katma değere dönüşerek ekonomik savaşın 2. Raundu da alınmıştır.

Nihayetinde bir zamanlar ülkemize Marshall planları aracılığı ile olduğu gibi müslüman ülkelere ekonomik yardımların ve ucuz kredilerin musluğu açılarak kısa sürede müslüman ülkeler borçlandırılmaya başladı, borçlar ödenmeden yeniden borçlanarak yatırım furyası alıp başını gitti.

Ve akabinde bir dönem Osmanlı’ya dayatılan kapitülasyonlar vari müeyyideler müslüman ülkeler üzerinde uygulanmaya başlanarak,

Ülkelerin ekonomileri ve üretim kaynakları yabancı sermayenin hizmetine ve kontrolüne sunularak ekonomik savaşın son raundu da kazanılarak içeride sefaletin dışarıda mahkumiyet ve mecburiyetin kol gezdiği;

Sözde bağımsız özde müstemleke, Avrupalı gibi yaşayan fakat üretmeden sadece tüketen müslüman topluluklar ve ülkeler hedefine ulaşıldı.

İktisadi kalkınmanın olmadığı, insanların kültür ve eğitim seviyelerinin düşük olup dejenerasyonun hat safhada olduğu ülkelere demokrasinin işlemeyeceğini iyi bilmelerine rağmen,

Para, silah, gıda ,enerji kaynağı ve tüketici pazarı müslüman coğrafyasının uyanışını, dirilişini ve yükselişini önlemek ve sömürmeye devam etmek için şüphesiz nakavt etmek hedefleri idi..

ABD’nin 11 Eylül 2001’den itibaren uygulamaya başladığı, W. Bush’un ikinci seçimi kazanmasından sonra Dışişleri Bakanlığı’na atanan BUSH’un danışmanı Condoleezza Rice'in BOP’un dünya kamuoyuna FAS’tan ÇİN sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi olarak sunulması ile;

2014 yılında Büyük Ortadoğu Projesi teoriden, pratiğe şu doktriner maddeler eşliğinde

"-BOP kapsamındaki ülkelerde istikrarı sağlamak,

-Filistin, İSRAİL anlaşmazlığını çözmek,

Teröre destek veren ülkelerle savaşmak,

Ortadoğu ülkelerinde demokratikleşmeye ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunmak."

olarak sunulsa ve başlansa da..

Pratikte uygulaması zamanla

"-İsrail’in varlığını ve güvenliğini garanti altına almak.

-Terörist devlet olarak kabul ettikleri devletlerin elindeki kitle imha silahlarını yok etmek.

-Petrol sevkiyatının aksamasını önlemek.

-Terör odaklarını ve destekçilerini ortadan kaldırmak.

-ABD’ye yönelik muhalif unsurları ve yönetimleri ortadan kaldırmak.

-Ilımlı İslam anlayışını bölgede hâkim kılmak.

-ABD’nin nüfuzunu bölgede yaygınlaştırmak üzere gerçekleştirmeye başlanmıştır.

Söz konusu coğrafyada bir taraftan çeşitli tarikat, cemaat, cemiyet, parti ve siyasi liderler aracılığı ile Müslümanları ılımlı demokratik ve tüketici bir role kavuştururken,

Diğer taraftan kendi üretimi radikal dini ve etnik terörize örgütlerin (El Kaide, Taliban, Deaş, PKK, YPG, PYD ) eylem ve saldırıları ile islamı terörle ilişkilendirip, coğrafyaya müdahale edebilecek zamanı ve zemini kontrol, edebilmeyi de başarmıştır.

Eylül 2010 yılından itibaren de kendi üretimi radikal dini ve etnik terör unsurları bahane ederek ve bir dönemler desteklediği liderleri diktatörlükle suçlayarak;

Arap baharı kandırmacasını başlatıp, coğrafyaya öldürücü darbeyi vurabilme kıvamı ve eşeğine getirmeye çalışmıştır.!

Ülkemizin de son yıllarda maruz kaldığı ekonomik ve siyasi müdahalelere maruz kalmasının en temel sebebi budur.!

Kontrol edebildiğini desteklediği, kontrolden çıkanı ise alaşağı ettiği bu proje ve sistemin müslüman coğrafyasındaki koşturulan iki atlısı ABD ve Rusya'dır.

Amerikan derin devletinin sembolü Pantegon'a rağmen Trump ve Putin; Rockefeller ve Rothschild gibi Yahudi ailelerin, büyük İsrail’i kurma idealinin taşeronlarıdır.

Fas’tan, Çin’e kadar 22 ülkede dizayn edilemeyen, paranın, gıdanın ve enerji kaynaklarının kesiştiği şimdiki hedefteki ülkeler ve bölgeler, Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Doğu Akdeniz’dir.!

Özellikle Türkiye güvenlik koridoruna hakim olmayı başarır ve Doğu Akdeniz’deki petrol pastasından hakkını tam olarak alırsa bu Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı demektir.

Rusya’nın ise Türkiye ile müttefiklik duruşu Akdeniz’den pay alabilme menfaati üzerinedir. Sıcak denizlere inme idealinin Suriye üzerinden meşruiyet kazanması da cabasıdır.

Türkiye’nin bölgesel bir aktör olması an meselesidir, bizden daha iyi farkındadırlar.! Derin Amerika ve kontrolündeki bazı Avrupa ve dünya ülkeleri ekonomik yaptırımlar ile Türkiye’yi çökertmeye çalışmasının,

Rockefeller ve Rothschild gibi Yahudi ailelerin, büyük İsrail’i kurma idealinin taşeronları Trump ve Putin gibi kuklaların müstemleke bir Türkiye’yi elde ve kontrolde tutmak istemesinin sebebi de budur.

Bu sebeple derin Amerika ve emperyalist terörist Amerika’nın ve onların payendesi Rusya’nın İslam coğrafyasını böl-parçala ve büyük İsrail projesi için dizayn et stratejisi ile kontrol ettiği ve yönettiği bu coğrafyada her an her şey olabilir.!

Bölgedeki etnik ve dini terörize örgütlerin tamamı bunlar tarafından üretilmiş ve hala kontrol edilmektedir. Bağdadi gibi terörist kuklaların öldürüldüğü ise meçhuldür.!

Yarın Kuzey Irak’ta diğer kuklalar, PKK'nın öncü kukla terörist liderlerinin öldürüldüğünü duyarsak şaşmayın.!

Bu strateji; Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde ve ülkemizin doğu ve güney sınır ötesinde kullandığı PKK, DEAŞ, YPG, PYD gibi terörist unsurları silahsızlandırıp, sivil, siyasi ve demografik mücadele ile İsrail'in güvenliğini sağlayacak Kukla KÜRDİSTAN'ın doğum hazırlığından ibarettir.! Önlemi alınmalıdır.!

8,5 yılda 40 milyar dolarlık ekonomik ve yine binlerce şehit bedelimizle Suriye ve Irak'ın ötesinde bu ihanete asla müsaade edilmemelidir.!

Bünyemizde bulunan 3.5 milyona yakın Suriyeli’nin hakkı olan topraklarında onlar için bedel ödeyen Türkiye’nin garantörlük hakkı vardır.! O bölgede onlar için yeni yerleşim yerlerinin bedelini biz ödeyeceksek o toprakları biz yönetmeli ve kontrol etmeliyiz.!

Doğu Akdeniz’deki bu günki kararlı duruşumuz bize ne pahasına mal olursa olsun bozulmamalıdır.

Türk Milletinin ve Devletinin haysiyet ve şerefini şantaj ve tehditler ile ayaklar altına alan ABD'nin davetine icabet etmek, zulmüne ve sömürgeciliğine ortak olmak demektir vebali ve sorumluluğunun da hiçbir mazereti yoktur. Kesinlikle gidilmemelidir.

Yedi düvelin resmen karşımıza dikildiği sıkıntılı bu günlerde,

Yedi düvelin müslüman coğrafyalarını ele geçirmek üzere olduğu bu günlerde,

Ekonomik bağımsızlığın kazanılmadan, Kültürel ve siyasi, idari bağımsızlığın asla kazanılamayacağının tehdit ve şantajlarla iyice tecrübe edildiği bu günlerde,

Millet olarak, topyekün partiler üstü bir anlayışla bu hayati dönüm noktasında, İstiklali ve İstikbali kurtuluş dönemecinde her nevi şahsi ve siyasi menfaati bir tarafa bırakıp birlik ve beraberlik içerisinde durmaktan başka bir şansımız yokken,

Biz büyük kafalı olup üzerimizde uygulanan proje ve fikirleri tartışmamız gerekirken, hiç değilse orta kafalı olmayı becerip etrafımızda cereyan eden olaylardan ders çıkarmamız lazımken,

Küçük kafalı olarak; hala Atatürk’ü, hala laikliği, hala Cumhuriyet kutlamalarını, hala Dilek İmamoğlu’nun kıyafetini, hala Üsküdardaki şarkı şenliklerini tartışıp istiklal ve istikbalimizin temellerine kendi ellerimizle dinamit yükleyip maalesef ki onların ihanetine ortak ve payende oluyoruz.

Ülkenin ve mazlum ümmetin istiklal ve istikbalinin olmakla olmamak arasındaki kıldan ince kılıçtan keskin bir zaman ve zemininde,

İlahımız- ALLAH.! Önderimiz- Hz Muhammed.! Rehberimiz- Kur'an, Kıblemiz- Kabe, Bayrağımız- Türk Bayrağı, ortak sedamız- Ezan, tek derdimiz -Vatan, tek sevdamız-Millet, tek partimiz- Türkiye Partisi olmadığı müddetçe bu savaştan sağ çıkamayız ve mahvoluruz vesselam.!

Bütün Müslüman Türk Milletini mahkumiyet ve mecburiyetlerimizden, yeniden kurtuluş savaşı ruhu ile kurtuluşa davet ediyoruz.

Selam saygı dua…

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.