Söylenenle yapılanın örtüşmediği yerde riya başlar. İnsan bazen söylemek istediğini gizler, bazen de söylediklerinin tam tersini yapar. Bu çelişki hem kendini hem başkalarını kandırmanın ilk adımıdır. Ahlak dışıdır!
Dürüst görünmek başkadır, dürüst olmak başka. Rol kesmekle ahlaklı olmak arasındaki fark, insanın özünde saklıdır. Aldatma, önce kişinin kendi vicdanını çürütür; sonra toplumu yaralar. Hele dindar görünerek aldatmak, dine yapılabilecek en büyük hakarettir. İslami bir ismi etikete koyup hileli mal satmak, gönülleri yumuşatıp sonra kandırmak, ahlakın en çirkin ihlalidir.
Süte su katmak, peynire margarin karıştırmak… Görünüşte saf, özde sahte. Oysa dürüst bir tüccar, malının eksik yanını saklamaz; helal kazanç için gerçeği söyler. Bir tuhafiyecinin; “Fabrika %100 yün diyor ama ben %70 diyeyim ki kazancım helal olsun” sözü, ahlakın özünü anlatan bir ders gibidir.
Otobüslerin mola verdiği yerlerdeki yemek fiyatları korkunç abartılı! Tavuk döner 500 TL, bir bardak çay 75 TL… Sanayiye araba götürmek, eve usta çağırmak artık yürek istiyor. Fahiş fiyat ahlakla aynı ruhta bulunmaz.
Dinle kandırılma işleri, gerçek dinin yerine monte ediliyor. Bu ahlaksızlık, insanların inançlarını farklı zemine kaydırıp dini duyguları törpülüyor.
Büyüklere gösterilen saygı neredeyse yerle yeksan olmuş. Oysa saygı, mutluluğun kaynağı ve iyi insan olmanın ilk şartıdır. “Nezaket” ah nezaket, neden kayboldun? Sensiz yaşam, sevgisiz ve merhametsiz yaşamdır; mutluluk üretmez, ancak keder ve depresyon doğurur.
Ahlak, görünüşte değil özde yaşar. Dürüstlük rol değil, ruhtur. Aldatma ise önce insanın kendi vicdanının çürüdüğünü gösterir. Hakiki ahlak, sözüyle işi bir olanın yoludur. İnsanların güvenini kazanmak, gösterişle değil, özdeki doğrulukla mümkündür. Çünkü dürüstlük toplumun en sağlam temeli; aldatma ise en büyük yıkımıdır.