15 Şubat-25 Mart 2026 tarihleri arasında Erzurum Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünün yürüttüğü operasyonlar, ortaya ürkütücü bir tablo çıkardı.
Operasyonlar sonucunda, 363 kişi yakalandı. Bu kişiler arasında kasten öldürme, yaralama, hırsızlık, dolandırıcılık, silahlı terör örgütüne üye olma ve uyuşturucu ticareti gibi ciddi suçlara karışanlar bulunuyor. Özellikle, 20 yıl ve üzeri hapis cezası olan 173 kişinin yakalanması dikkat çekiyor.
Bakara Suresi 179. ayet der ki: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız” Suçun bedelini ödememiş birinin sokaklarda özgürce dolaştığını görmek, adaletin eksikliğini gözler önüne seriyor. Eğer suçlular hâlâ sokaktaysa, toplumun vicdanı ve korkusu kaybolmaz mı? Her birey kendi adaletini uygulamaya başlarsa, bireysel intikam devreye girmez mi?
Erzurum normalde güven ve huzurun ölçüldüğü bir şehir olarak bilinir. Ancak halkın gözleri önünde bu kadar suçlunun dolaşması, şehirde güven duygusunu zedeliyor. Kim kendini gerçekten güvende hissedebilir? Operasyonlar önemli ve 363 kişinin adalete sevk edilmesi büyük bir başarı. Ancak operasyonlar tek başına yeterli değil. Cezaevinde olması gerekenler sokaklarda serbestse, toplumun adalet sistemine olan güveni sarsılır.
Adaletin gecikmeden, eksiksiz ve şeffaf uygulanması, suçluların cezasını çektiğini görmek, toplumda güveni tesis eder. Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, sokaklarda, evlerde ve her bireyin zihninde hissedilmelidir. Kuran’da da adalete sıkça vurgu yapılır. 30 ayette adaletin önemi hatırlatılır, insan uyarılır. Ömer’i Adalet güneşi yapan, ‘’Adalet mülkün temelidir’’ düsturu değil midir?
Erzurum’un huzuru sadece polis devriyeleriyle sağlanamaz. Toplumun her kesimi, adaletin gerçekten işlediğini görmek ister. Adalet, caydırıcı olduğu ölçüde değer kazanır. Tıpkı Mevlana’nın dediği gibi; "Adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külah başın". Atalarımız da derler ki; ‘’Geç gelen adalet, adalet değil, zulümdür’’.
Adalet gecikirse huzur da gecikir. Sokaklar sessiz olabilir ama güvenin yokluğuyla yankılanır. Suçlular cezadan kaçabildiğinde, insanlar kendi adaletini kurma ihtiyacı hisseder. Korku ve güvensizlik, günlük hayatın bir parçası olur. Tıbbın babası İbn-i Sina der ki: “Öfke karaciğeri, üzüntü akciğeri ve mideyi, stres kalp ve beyni, korku ise böbrekleri yorar. Yani stres ve korku insanı hasta eder”
Adalet sokağa inmezse geriye, yalnızca korkuyla dolaşan ve hasta insanlar kalır.