Açık Hava Müzesi Erzurum… Ama Farkında mıyız?

“Erzurum Sahipsiz Bir Şehirdir” Sözü Gerçek mi, Yoksa Bir Serzeniş mi?

Geçtiğimiz günlerde Gürcistan’ın Batum şehrinde Gonio Kalesi’ni ziyaret ettim. Mütevazı bir yapı olmasına rağmen düzenliydi, iyi tanıtılıyordu ve yoğun bir ziyaretçi akışı vardı.

Bu ziyaretin ardından insanın aklına kaçınılmaz bir soru geliyor:
Erzurum neden benzer bir turizm hareketliliğini yakalayamıyor?

Çünkü Erzurum aslında bir açık hava müzesidir.

Erzurum Kalesi (MS 415–422), Pasinler Kalesi ve Oltu Kalesi bu şehrin sadece taş yapıları değil; binlerce yıllık tarihin ayakta kalan sessiz tanıklarıdır.

Olur hattında yer alan Koskarlı Kalesi ve Ormanağzı Kalesi ise birbirine karşı duran konumlarıyla bölgenin stratejik geçmişini gözler önüne serer.

Uzundere’deki Öşvank Kilisesi ve İşhan Kilisesi gibi eserler de dünya kültür mirası açısından büyük önem taşımaktadır.

Şenkaya Ormanlı Köyü çevresinde bulunan “Taş Baba” heykeli ise bu coğrafyanın yalnızca orta çağ değil, çok daha eski kültür katmanlarına sahip olduğunu göstermektedir. "Taş Baba" heykeli, Kıpçak Türklerine ait 2 bin 500 yıllık bir eserdir.

Tüm bu zenginliğe rağmen tablo nettir: Bu miras büyük ölçüde tanıtılmamış, işaretlenmemiş ve turizm planlamasına dahil edilmemiştir.

Ancak mesele yalnızca kaleler değildir…

Erzurum aynı zamanda tabyalarıyla, (tabyalar da zavallı haldedir ve kıymeti asla bilinmemiştir) hanlarıyla, yaylalarıyla ve kayak haricinde tur kayağı yapılabilecek zirveleriyle dört mevsim turizme açık bir şehirdir. Buna rağmen şehirde ne şehir merkezinden kayak merkezine giden bir teleferik ne bütünleşmiş bir ulaşım ve turizm ağı ve ne de dağ kızağı veya dağ sporlarını destekleyen modern tesisler yeterince geliştirilmiş durumdadır.

Oysa benzer şehirlerde bu tür yatırımlar turizmin bel kemiğini oluştururken, Erzurum’un bu potansiyeli büyük ölçüde atıl kalmaktadır. Hatta başka bölgelerde (örneğin Karadeniz hattında bazı şehirlerde) teleferik ve dağ ulaşım sistemleri turizmin merkezinde yer alırken, Erzurum bu konuda geride bırakılmış bir görüntü vermektedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel yönetimler açısından yapılması gereken bellidir:
Bu şehir yalnızca korunacak bir tarih değil, aynı zamanda planlanacak bir turizm merkezidir.

Çünkü mesele artık sadece tarih değildir; mesele vizyon, planlama ve değerlendirme meselesidir. Ve vatandaşların yüzlerce kafe ve mola yerleriyle, antika eşya satmalarıyla para kazanacağı yerlerdir.

Ve bu noktada halk arasında zaman zaman dile getirilen şu söz yeniden düşünülmektedir: “Erzurum sahipsiz bir şehirdir.”
Ancak bu ifade bir hüküm değil, değerlendirilmemiş büyük bir potansiyelin doğurduğu bir serzeniştir.

Not: Yerel İsimlendirme ve Tescil Sorunu

Bölgede yer alan bazı kale ve tarihi yapıların resmî envanter ve tescil süreçleri tam olarak netleşmediği için, bu eserlerin halk arasındaki isimlendirmeleri zaman içinde değişkenlik gösterebilmektedir. Aynı kaleye farklı köylerde farklı isimler verilmesi kalelerin doğru isimlerini bulmak da zorlaşıyor!

Bu nedenle, bu tarihi yapıların doğru şekilde tescillenmesi, standart isimlendirmelerinin yapılması ve kültürel miras envanterine eksiksiz şekilde kazandırılması hem bilimsel doğruluk hem de turizm planlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Böylece Erzurum’un sahip olduğu bu eşsiz miras sağlam bir envanter ve doğru bir kimlik üzerinden geleceğe taşınmış olacaktır.