Ben bilmem... Sadece ben de değil! Onu hakıyla anlatabilene rastlamadım şimdiye dek. Gördüm, okudum; onu her anlatış eksik, ona adanan her söz yetersizdi.
Turgut Özakman... 83 yıllık bir ömür. 83 yıl dolu dolu yaşadı diyemeyeceğim. 83 yıl dolu dolu yaşattı diyeceğim.
Tiyatrocu olmam sebebiyle daha çok yazdığı oyunlarla belleğimde.
Daha bebek yaştaki metinli Türk Tiyatrosunu 2 bin 500 yıllık batı geleneğine kafa tutatacak kadar ehilleştirip, yetkinleştiren büyük yazar, dramaturg ve tiyatro eğitmeni.
Bunların dışında, senarist, tarihçi, bürokrat...
Bütün Türkiye onu daha çok "Şu Çılgın Türkler"le tanır. Tarihin en fazla satış yapan kitabı.
Kurtuluş savaşının belgeseli niteliğinde olan bu roman, arkadaşım Ahu Bezircilioğlu tarafından da tiyatroya uyarlanıp neredeyse her kentte, tıklım tıklım dolu sahnelerde, sahnelenme başarısını gösterdi.
Ardından "Diriliş - Çanakkale 1915"... O da satış rekorları kırdı.
***
Ama başta da dedim ya, onu öncelikle ve daha çok tiyatrocu kimliğiyle tanıyoruz. Birbirinden değerli onlarca oyun kaleme alıp, oyunları en fazla sahnelenen yazarların başında gelmektedir.
Onun tarihe düşkünlüğünü ve tarihçi kimliğini oyunlarından da hemen çıkarabilirsiniz. Yine eski ile yeniyi bir araya getirebilme becerisi müthiş, hatta deha çizgisindedir.
Oyunlarındaki olay örgüsü ve bu örgüdeki matematik / yapı, oyun kişilerindeki hem gerçeğe uygunluk, hem de estetik düzlemleri, kişilerin konuşma örgüsündeki yalınlığa sarmalanmış güçlü edebi dil ve metaforik anlatım olukları hemen dikkati çeker.
***
Doktoramı yaparken bi gerçeğin farkına varmıştım. Bizde öyle donanımlı ve öyle nitelikli yazarlar varmış ki görememiş, bilememişiz.
Batı'nın bir çok yazarını ve düşünürünü el üstünde tutup, onları büyük büyük payelere layık görürken, bizim olanları görmemiş, görsek de sırt çevirmişiz.
Oysa, inanın o yere göğe sığdıramadığımız Batılı böyyükk düşünür ve yazarlar var ya, bizim bir çok yazarın eline su dahi dökemezmiş.
Bu benzetmeyi amiyane bulabilirsiniz. Fakat gerçek böyle.
Çok büyük ve çok değerli yazarlarımız var, inanın.
Arabesk veya alaturka kokan bir duygusallık yok burada. Edebi ölçekli kıyaslamaların bir sonucudur bu değerlendirme. Hele oyun yazarlığını göz önüne aldığımızda, başta da dediğimiz gibi, binlerce yıllık bir gelenek ve birikimle yarışacak kadar derin ve başarılı bir oyun yazım dağarcığımız söz konusu.
İşte Turgut Özakman bu dağarcığın, yani düşünür ve yazarlar gözemizin en güçlü isimlerinden biridir.
***
Turgut Özakman'la tanışma ve sohbet etme bahtiyarlığına erenlerdenim. Ama özellikle bir anım var ki, bana bağırıp kızmış, sonrasında babacan bir edayla eleştirmişti.
Yıl, sanırım 2003.. Üniversitedeki bölümümde her yıl düzenlediğimiz kısa oyun yazım yarışması... Sadece bölüm öğrencilerimizin katılabildiği bir yarışma. Turgut Özakman da jüri üyemiz. Kendisine yarışmaya katılan oyunları gönderip sonuç raporunu beklemeye koyulmuştuk ki, takriben on gün sonra telefonum çaldı ve Sayın Özakman bir hayli sinirli bir ses tonuyla karşımdaydı.
"Sen bu öğrencileri nasıl yetiştiriyorsun yavrum! Bunlar hep böyle küfür mü ederler? İyi yazı yazmanın kuralı küfür ve belden aşağı konuşmak mıdır? Neden öğrencilerine 'sokak kültürüyle yazmak' ile 'sokak kültürünü yazarak yansıtmak' arasındaki farkı öğretmemişsin? Yanında olsaydım kulaklarını çekerdim. Ama sen çekmişim farzet".
Utanmıştım çok. Ama sonraları...
Hani vardır ya, kulağınızın memesinde el izinin bulunmasından ötürü onur ve mutluluk duyduğunuz biri.
İşte Turgut Özakman..
Bugün geldiği yere dönüyor, toprağa.
Mekanı cennet olsun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.