Dün sabah 5 gibi uyanıp, merak ve heyecan içinde yola koyulduk oğlum Doğanay’la birlikte. Tabyalar’a yürüyecektik. Tarihin en büyük halk destanlarından birinin yaşandığı yere; Aziziye’ye ve Mecidiye’ye…
Değil sadece Erzurum’un, Anadolu’nun ve tüm bir milletin kurtuluşuna ön ayak olan tabyalara…  
Türk askerinin ve Türk milletinin dirilişini, Erzurumlu’nun ise asaletinin mührünü taşıyan abide mekana; tabyalara..
Tabyalar ki, “başka milletlerin müdafaadan umudunu kestiği yerde, Türk Milletinin taarrauzunun başlayacağını” kestiremeyenlerin bozguna uğradığı yerin adı, emperyalist sırtlanlara inat, onurlu bir halk direnişinin bayraklaştığı küçük bir toprak parçası…
***
 
Ruslar Osmanlı’yı tarih sahnesine gömmek için batıda Tuna boyundan, doğuda ise Kars civarından saldırıya geçip, Erzurum’a kadar gelmiş, ama burada şanlı bir halk direnişiyle karşı karşıya kalıp, büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardı.
Tarih 9 Kasım 1877.
Savaş çoğunlukla Aziziye ve Mecidiye Tabyalarında cereyan etmişti.
Etmişti de; 1300 asker şehidimiz, 500’e yakın da halktan şehidimiz vardı.  Vardı ama, Erzurum teslim edilmemiş, vatanın ve milletin arı, namusu korunarak, ayaklar altında çiğnenmekten alıkonulmuştu.
Velhasıl, şanlı bir destandı Tabyalar’da yazılan.
***
 
Gerçi tabyalar, tabyalar diyoruz da.. daha düne kadar unutulmuş, terkedilmiş, arkadan “vefa, vefa” diye bağıran tablayalar!
Vali Ahmet Altıparmak sağolsun. Onun başkanlığında geçtiğimiz yıl ilki, bu yıl da “2.Büyük Buluşma” adı altında ikincisi düzenlenen bir “yürüyüş etkinliği” yapılıyor da, yavaş yavaş tarihimizi  hatırlıyor, yüzümüzü Tabyalar’a dönüyoruz.
Yürüyüş sabah 6’da, Karskapı Şehitliğinden başlayıp, Aziziye Tabyalarının bulunduğu zirve noktada nihayetlendi.
Uzun ve sarp bir yol.  7’sinden 77’sine, yaşlısından gencine, kadınından erkeğine, binlerce insan ellerinde Türk Bayrağı ile taşlı, topraklı yolları aşıp, dağa tırmandılar.. tırmandık. 
Heyecanlıydık; heyecanlıydı herkes. Sabahın köründe binlerce kişiden oluşan diri, dipdiri bir kortejin zirveye varıp da yapılan dualara ve okunan İstiklal Marşı’na içten ve gür bir edayla iştirak etmesinin akabinde; yine ellerde bayrak, gönüllerde coşku ve gözlerde yaşlarla Erzurum’a doğru yola koyulduk.
Duygulanmıştık. Tarihi koklayıp koklayıp yüreğimize sindirdik. Nene Hatun başta olmak üzere, asil milletimizin ve kahraman Türk askerinin mübarek ruhlarının esintilerini hissettik, içimize soluduk. Gerçi anlıktı bu, ama olsun! Anlık da olsa o gün orada yaşananlara dair diri bir bilinç ve sağlam bir duygu akışı gerçekleşmişti.
Anlayacağınız arındık.
Anlayacağınız iyi oldu!
***
 
İyi olmasına iyi oldu da, aslında “her iyinin daha iyisi vardır” sözünden hareketle,  bundan sonraki “Tabyalara Yürüyüş Etkinliği”ne ilişkin birkaç öneride bulunmak istiyorum.
Özellikle Erzurum Valisi sayın Ahmet Altıparmak’ın dikkatlerine sunmak istediğim önerilerin başında, “etkinliğin sadece yürüyüşten ibaret olmaması” düşüncesi yer alıyor.
Evet yürüyelim. Tıpkı dedelerimiz, ninelerimiz gibi; aynı gün ve aynı saatte.
Ama artık, sadece bununla yetinmeyelim.
Mesela daha coşkulu, daha etkili etkinlik konseptleri oluşturulabilir.
Kendim de bir tiyatrocu olduğu için hemen söyleyeyim; tabyalardaki toplanma alanında oldukça profesyonel bir dramatizasyonla / canlandırmayla oradaki insanların bilinç ve duygusal coşkunluğu doruğa çıkarılabilir.
Düşünsenize, 9 Kasım 1877 sabahı olup bitenlerin, o mekanda, benzer efekt, kostüm ve aksesuarlarla canlandırıldığını… Hem o anki etkisi, hem de kalıcılığı muazzam olacaktır.
Kaldı ki binlerce kişiyi bir arada bulmuşsunuz. Bundan daha iyi fırsat mı olur?
Alın, bu binlerce kişiye, orada cereyan eden tarihi, yine oracıkta canlandırın. Yani hayatları boyunca unutamayacakları bir tarih dersi verin.
Bir daha söyleyeyim; bu kalabalığı daha nerede bulursunuz?
Uygar ve büyük devletler tüm bu fırsatları iyi değerlendirdikleri için büyük ve uygar olabiliyorlar.
Yine bununla birlikte hem tabyalar alanında, hem de güzergah boyunca yerleştirilmiş resim ve fotoğraf sergileri, mekan alan kurguları ve performanslar etkinlik dahiline alınabilir, ayrıca ülke genelinde düzenlenecek olan heykel yarışmalarıyla mekanı heykel ve rölyef sanatlarının etkileyici gücüyle de bezeyebilirsiniz.
Bir de sinema ve müzik var tabii.. Bunların da muhteşem etkilerinden neden yararlanmayalım ki?
Bunlar kuşkusuz ilk akla gelenler.
Oturulup konuşulduğunda daha özgün, daha çarpıcı öneriler de gelebilecektir.
Şunun bilinmesini isterim ki, bu konuya dikkat çekmiş olmam sadece sanatçı / tiyatrocu olduğum için değildir. Sanatın kitleleri yönlendirmede ve bilinç oluşturmada ne kadar etkili olduğunu bildiğim için, hele hele günümüzde kitlesel duyarlılığı oluşturmak adına sanatın nasıl etkili bir şekilde kullanıldığını bildiğim içindir…
Bugün başta Amerika olmak üzere tüm büyük devletler, maddi ve manevi değerlerinin tamamını sanat aracılığıyla tanıtıp pazarlıyorsa, biz neden tarihimizi, değerlerimizi en etkili iletişim aracı olan sanat ile, en azından kendi kendimize anlatıp tanıtamıyoruz?
Çocuklarımız Amerikan filmleriyle ecnebileşirken, bizler neden kendi değerlerimizi sanat yoluyla çocuklarımıza ulaştırmıyoruz?
Sanat, tarih boyunca, ama özellikle çağımızda en etkili iletişim aracı olarak kullanılmıştır, kullanılmaktadır.
Bu gerçeğin ne zaman farkına varacağız?
Dersliklerde kuru kuru tarih anlatmakla çocuklarımıza tarih bilinci aşılayamadığımız gün gibi ortadayken, neden adına sanat denilen büyülü iletişim aracını kullanmaktan yüksünüp duruyoruz?
***
 
Sanatsal etkinliklerle birlikte, başka başka katkılarla da organizasyonun daha renkli ve çeşitli oluşu sağlanabilir.
Mesela taa geceden başlayıp o günün akşamına kadar sürecek olan performanslar…
Bunlar belirlenip, detaylandırılabilir.
Ayrıca çevreyle ve güzergahla ilgili de bazı müdahaleler kaçınılmaz görünüyor. Çünkü çevre düzenlemesine dair ciddi çapaklar var.
Olumsuz bir şey yazmak istemiyordum ama, çevre düzenlemeleri ve peyzaj, tarihimize ve atalarımıza verdiğimiz değerin ne denli düşük olduğunun göstergesi mahiyetinde, maalesef.
Güzergahın tez elden -tarihi gerçekliğini korumak ve yaşatmakla birlikte-, estetik değeri yüksek müdahalelerle gözden geçirilmesini elzem ve oldukça önemli bulduğumu belirtiyor, -yerimin darlığından ötürü kısaca-, daha daha bir çok şeylerin de yapılması gerekliliğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
***
 
Son olarak, “Tabyalara yürüyüş” etkinliğine katılım oranıyla ilgili de bir-iki şey söylemek gerekiyor.
Etkinliğe katılım, geçen yıl da, bu yıl da azımsanamayacak sayıdaydı. Sanırım on binin üzerinde bir katılım vardı.
İyi, elbette iyi. Ama, neden daha fazla olmasın ki?
Elin Anzak’ı, Mart ayında, taa Avustralya ve Yeni Zelenda’dan kalkıp, koşa koşa Çanakkale’ye kadar gelebiliyorsa, bizler burnumuzun dibindeki burcu burcu destan kokan Tabyalar’a neden gitmeyelim?
Bu konuda da kurum ve kuruluşlar ile sivil kitle örgütlerinin, eğitim camiasının ve özellikle üniversitelerin aktif rol üstlenmeleri gerekiyor.
Umudumuz tamdır.
Bu etkinliğin bir gelenek olarak yüzyıllarca devam edeceğine olan inancımı paylaşmakla birlikte,137 yıl önce Tabyalarda gerçekleştirilen diriliş bilincinin, bugün de bütün tazeliğiyle hepimizde vücut bulduğuna inanıyor, katkı ve katılım sağlayan herkese içten şükranlarımı sunuyorum.
Kalalım sağlıcakla.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yunus akçay 2014-11-10 14:02:45

Yazınıza katılmamak mümkün değil. Yüreğinize elinize sağlık. Ben bir tarih örencisiyim ve tabyaları öyle görmek yürek sızlatıyor. Hani en azından bu tabyalar ışklandırılsa ve içini yeniden restore ederek tıpkı canakkale deki gibi tabyaların icinide efeklerle görsellerle seslendirmelerle yapıp tabyalari ziyarete giden bir kisinin o gunu tüm ayrintilariyla tüm benligi ile yasamasina ön ayak olsak keske. Tabyalarımızı sade öyle taş yapı külliyelerinden çıkarmaliyiz. Oralari ziyeret eden bir kisinin 93 harbini yasayip cikmasini saglamaliyiz ki tarih bilinci olsun bunu yapmaliyizki tabyalarin kiymeti olsun.
Tekrardan yaziniz dusunceleriniz icin cok sagolun...