Yazının başlığını Zavallı Ana babalarımız diye yazacaktım; baktım ki zavallı olan onlar değil; ana babasını nefsi veya bir başkası için terk edenlerdir; vazgeçtim.

Hayata gözümüzü açtığımızdan itibaren bize büyük bir aşkla büyük bir merhametle koskocaman bir şefkatle anamız babamız bakabilir.

Dünyada bir gurbet varsa o da ana kucağından uzakta olmaktır. Cemil Meriç için gurbet beşikten uzak olmaktır. Dünyada tek güvenli liman ana baba kucağıdır. Elbette bütün yakın akrabalarımız bizi çok severler, korurlar, canlarını bile verebilirler; ama ilk sıra ana babanındır.

Maddi manevi lezzetler ana baba iledir. Ananın kanını taşımak, hayati sıvısını can olarak almaktan başka emdiğimiz sütle de anamızın kanını canımıza can olarak katarız.

Geceleri bizim için uykusunu, sıcak yatağını terk eden anadır. Evladını doyurmadan ağzına lokma koymayan anadır. Özel psikologumuz analarımız, babalarımızdır. Yüzümüzün durumuna göre anında sıkıntımızı, derdimizi onlar anlarlar.

Bizi dünyada saatlerce dinleyecek en yakınlarımız ebeveynlerinizdir.

Her ana babanın kahramanı, övüncü, güvencesi ise evlatlarıdır.

Nasıl ki ana babalarımız bizim bir zamanlar arkamızda bir dağdır, ana baba için de olgunlaşmış çocukları güvencesi ve arkasında yıkılmaz dağı; evladıdır!

Allah’ın emri de ana babaya bakmak, hürmet etmek, öf bile dememektir. Kuran’a inanmayabilirsiniz bir de insan olabilmenin şartları vardır. İnsanoğlunun değerler yargısına göre de ana babaya bakmak, hizmet etmek yardımcı olmak esastır. İnsan olmanın getirdiği bir sorumluluk varsa eğer vicdanlardaki ağır ve dev bir sorumluluktur.

Evlatların ana babaya yaşlılıklarında daha sık daha sıcak bakmalarının, ilgilenmelerinin mecburi bir görev olduğu muhakkaktır.

Peki; böyle oluyor mu, işte böyle olmuyor.

Ana babalar tarafından icat edilmiş dualar vardır; Allah kimseyi kapılara baktırmasın, Allah yollara baktırmasın, Allah ele ayağa düşürmesin, Allah evladına bile muhtaç etmesin. Bu dualar boşuna, durup dururken çıkmamış, hayatlarımıza girmemiştir. Burada acı, ızdırap, nalân tarafından zulüm, kimsesizlik, vefasızlık, Allah’a isyan ve halka şikâyet vardır. Ah vardır!

Nesiller gençleştikçe evlatların gelin veya damatlar tarafından yobaz ve cahil baskıları insanların ana babalarına karşı vurdumduymaz olmalarına sebep olmuştur.

İki kadın bir evde olmaz atasözü ise asaletsiz ve doğruları yansıtmayan zalim bir sözdür.

Geçende bir yarışmada yaşlı ve dul bir kayınvalide gelinine bağlanarak; kızım izin verin sizinle oturmak istiyorum dedi yalvaran gözlerle. Gelin bir buz kalıbı soğukluğu ve kayınvalidesini ne İlahi ne kul nede etik kurallara uymayacak şekilde reddetti. Sonra geçinemeyiz, ikimizde mutsuz oluruz diyerek; kayınvalidesine açıkça seni daha mutsuz ederim mesajı verdi. Kocası ise orada korkuluk gibi sessiz kaldı. Eyvah dedim, eyvah!

Yozlaşmak ana babaya ölmesi geciktiği için kızan, yakınan evlatlara sahip olmakla başladı.

Ortalık ana babasından sevgisini esirgeyerek sokak kedi ve köpeklerine sahte ve riyakâr sevgi ve saygısını medyaya göstermeye çalışan insanlarla doldu.

Etrafımız ana babasına ihanetini çocuklarına sevgisiyle ödemeye çalışıyor! Yarın faturasını kendi çocuklarının yalnız bırakmasıyla ödeyecek, haberi yok!

Anasını üç yıl huzur evinde hiç görmeyen evlatlar gördüm; etrafına insanlık dersleri veriyor, adap öğretmeye çalışıyordu(!). Yılda bir kere anasını elinde bir eşarpla ziyaret eden insanlar tanıdım; etraflarında insanlardan parası ve mevkisi var diye önünde saygıyla eğildiği(!).

İnsanların değerlerinin önünde gelen ilk değer ana-babaya hizmettir!

Kazası olmayan bir ibadet!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.