“ONLAR BİZİM DÜŞMANLARIMIZ.! ÖĞRETMENLERİMİZ DEĞİL.! UNUTMAYINIZ Kİ.! SAVAŞ ÖLÜNCE DEĞİL.! DÜŞMANA BENZEYİNCE KAYBEDİLİR.!” Aliya İzzet Begoviç
Öncelikle şahsımı yakınen tanıyanlar cemaatçi ve sempatizanı olmadığımı bilir.! İnanç ve idealizmimi, şahsi ve siyasi ikbalimi her hangi bir faninin iki dudağına endekslemediğimi,
Yüce ALLAH’ın eşrefi mahlukat olarak şereflendirdiği insanlık onurumu şerefimi,aklımı ve irademi paralel ve türevleri mahiyetinde herhangi bir cemaate,tarikate vesaire guruhlara asla ipotek etmediğimi de iy bilir.
Hatta yıllardır kaleme aldığım yazılar da; Parelel feto örgütü ve benzer niteliği taşıyan, ALLAH ile aldatan, ALLAH ile kazanan, ALLAH ile nitekim ağlatan tacir ve tüccar takımına olan seviyemizi ve mücadelemizide bizi yakinen tanıyanlar daha iy bilir.
Aslında İslama ve İnsanlığa hasım İnsanların,devletlerin, milletlerin,dinlerin ve zihniyetlerin Müslüman ve İnsan sülüetine bürünmüş bu tür figuranları ve ;
Hak ile Batıl arasında ki mücadelede izledikleri yöntemi, ortaya koydukları hedefler, yetiştirmeye çalıştıkları insan tipi, menfaat izdüşümleri, ehveni şer yöntemleri, grup menfaatlerinin cemiyet ve millet menfaatlerinden üstün keşmekeşliği, kendisine aidiyatı olmayanlara karşı yaşama hakkı tanımayan sapkınlıklarını yıllardır bir mümin ölçüsü ve feraseti ile sorgulamaya çalıştığımıda okuyucularım iy bilir.
Dün bizler sorguladıkça birileri onları hep el ve baş üstünde tuttular.
Dün himmetlerine sığınanlar, dün insaflarına sığınarak destek arayanlar,
Dün dergilerine,gazetelerine,derneklerine,odalarına,ticaretlerine üye ve ortak olma yarışında ölçü ve sınır tanımayarak, ülkenin ve milletin bu günleririnin müsebbibi olanlar, bu gün sorgulama ve yargılama yarışında ölçü ve sınır tanımayanların maalesef ki ta kendileridir.
Yakın siyasi tarihimizde ,özellikle 80 ihtilali sonrası her iktidar süreci tarafından suspense edilen,korunanan, kollanan, beslenen ve büyütülen bu terör örgütünü dünden bu güne tek sorgulama hakkı ise Rahmetli ALPARSLAN TÜRKEŞ’ te, Rahmetli NECMETTİN ERBAKAN’ da ve dönem dönem siyaseten bizlerinde sorguladığı ve bu günleri yaşadıkça anlamaya çalıştığımız Asrımızın DEDEKORKUTU, Bilge Lideri DEVLET BAHÇELİNİN ve onları sağlıklarında ve mücadelelerinde yakinen anlayan algılayan insanların dışında hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.
Yakın siyasi tarihimizdeki hemen hemen her iktidar tarafından destek gören ve verilen bu desteğe binaen milletinde bu cemaate yönelmesini, sağlayan yöneticilerin ise azmettirici olarak vebal ve sorumluluğu büyüktür, yaşanan darbe sırasında ödenen bedellerin ahı ve veballerinden uhrevi alemde de kolay kolay sıyrılamazlar,kurtulamazlar.
Bu gün ise basın yayın organlarında, kitle iletişim araçlarında, sosyal medya ve iletişim aracılığı ile, kimi fetocu olmadığını göstermek için, 
Kimi geçmişteki günah galerisini ört bas etmek için, kimi rüştünü ispatlayarak ortaya çıkan, siyasi ve bürokratik boşluktan nemalanmak, iyi bir pozisyon kapmak için,
Kimi bu günlere sebep geçmişini unutturup mevcudiyetinin meşruiyetini sağlamak için, kimi ise samimiyetle yüreğini ortaya koymak için bir sorgulama ve yargılama yarışına girmiş,
Zalimle- mazlumu ayırt etmeden, hainle, mağdurun saflarını netleştirmeden, kuru ile yaşı, haksız ile haklıyı, samimi ile samimiyetsizi, aynı kefeye koyup, sanal mahkemelerde yargılamış, çeşitli ceza ve müeyyidelerde hükmü vermiş ve hepsinin infazına, atılmasına,tecrid edilmesine karar verilmiştir.
Dün birçok iktidardan almış oldukları meşruieyet mazbatası ve desteği ile bu gün toplumun genel ekseriyetine bir şekilde nüfus etmiş olan , bir çok yöneticinin ,bürokratın tedrisatından geçmiş olduğu bu paralel cemaatin ve onun türevleri mahiyetindeki diğer cemaat ve tarikatlerin sorgulamasını ve yargılamasını yaparken
Şüphesis çok dikkat edilmeli ,hiçbir doğruyu bir zümrenin,kişinin insafına ve yanlışına,özrüne sebep hatasına kurban etmeyecek adalet terazisinin,İslam-i ve İnsan-i hassasiyetler ile kurulması, soruşturmaların,yargılamaların ona göre yapılması bir İslami zaruriyet ve İnsani mecburiyettir.
Belki derbe başarılsa idi onlar bizlere karşı bu İslam-i ve İnsan-i hassasiyetle mi mukabele ederlerdi dediğinizi duyar gibiyim.
Şüphesiz etmeyeceklerdi, akıl ve insaf dışı bir tutum sergileyecekleri ise darbe gecesi insanlık dışı uygulamaları ile aşikardı.
Bu örgütün komuta ve yönetim kademesinde, dünden bu güne kim katkı sağlamışsa ve niha-i emellerini bilip ona göre dünden bu güne organize olup 15 Temmuz gecesinin ve sonrasının zulmüne ve mağduriyetine kim ki sebep olmuş ise şüphesiz tespit edilmeli ve hak ettiği cezayı misli ile alması gerekmektedir.
Lakin bunu yaparken, Türk Milli eğitim sisteminin ve Diyanet Kuruluşunun asli görevlerini yapamayarak bıraktıkları, eğitim ve inanç boşluğunu bir dönem devlet,idareci eliyle yönlendirilmiş millet desteği ile doldurmaya çalışmış bu tür yapılanmaları sorgularken herkesin kendin ide sorgulaması gerekliliği de bir realite ve mecburiyettir.
Onları sorgulama yarışına girerken,kul hakkından , adaletten, hukuktan ayrılın maması gerekliliği ise sosyal hukuk devleti olabilmenin bir gerekliliğidir.İslami ve İnsani toplumsal bir ilah-i kaidedir.
Bu husus şu kıssalar ile daha iyi anlaşılabilir kanaatindeyim.
Rahmetli Aliya İzzet Begoviç e, Sırpların Boşnaklara yaptığı zulümlere karşılık olarak, Boşnak komutan ve askerle, Sırplara karşı misli ile ile mukabele etmek isterler. Rahmetli Büyük Bilge “ONLAR BİZİM DÜŞMANLARIMIZ, ÖĞRETMENLERİMİZ DEĞİL” ve “Savaş, ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” cevabını verir.
Ve yine Mekke nin fethinden sonra, efendimiz Mekkelilere nasıl davrandı iyi etüd edip ona göre mukabele etmek gerekir.?
Fetihten sonra Efendimiz, korku ve endişe içinde bekleşen Mekkelilere, “Beni nasıl bilirsiniz?” diye sormuş onlar da “seni iyi bir kardeş olarak biliriz, kimseye haksızlık etmez adaletle davranırsın” demişler. Efendimiz “Öyle ise herkes evine dağılsın, bu gün size sorgu ve sual yok. Herkes emniyettedir. “Kimsenin malına mülküne, çoluğuna çocuğuna ilişilmedi
Allah ın Rasülünün Mekkedeki de en azılı düşmanlarından birisi Ebu süfyan değil mi idi? Fetihden sonra Allah Rasülü, “Ebu Süfyan ın evine girenler de emniyettedir” buyurmadılar mı? Bilmem bu tablonun bize vermek istediği dersin farkında mıyız?
Ben Müslümanım “ben bütün hesabımı Alemlerin Rabbi olan Allah a vereceğim”, “Yaptıklarımın karşılığını (Ecrini ve cezasını) da Alemlerin Rabbi olan Allah dan bekliyorum”. Öyle ise yapacaklarım onun tarafından ibra edilir vasfa sahip olması gerekmemektemidir.
Bu sebeple sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi tabanı ibadet olan ve bir dönem eğitim ve inançla mükellef kurumların boş bıraktığı alanların misyonlarını yüklenenlere tabi olmuş,samimiyetle İslami bir yaşantıya kavuşurum inancı ile İslama hizmet ettiklerini düşünen her insanın canıda, malıda, bulunduğu konum ve statüde bu millete ,devlete ve idarecilere emanettir.
Ve yine Ortası ticarettir diye nitelendirilen kesimin de söz konusu hesap ve kitapta tek taraflı bir suçu olmayıp her iktidar döneminin yüklemiş olduğu önem ve ehemmiyete göre durum ve konum aldıkları, bunlarında cemaatin arka planındaki niha-i uluslar arası ihanetin ve ülkemizi kuşatma taşeronu oldukları için bu misyonda olmadıklarıda yine sosyal bir gerçektir.
Bunlarında bu suça karışma oranlarına göre adalet terazisin de ölçülüp her nevi hak ve hukukları kul hakkına girmeden emniyet altına alınması İslami ve İnsani bir gerekliliktir.
Tepesi ve komuta kademesi ise şüphesiz ihanet içerisinde olup, ABD ve İSARAİLİN, İslam çoğrafyalarındaki yüksek menfaatlerinei İslam adına figüraftif bir hizmet kuruluşlarıdır.,
Bu ülkelerin kendi inanç ve ideal sapkınlıkları ile gidemedikleri İslam ülkelerini bu tür taşeron İslam-i rütüelli örgütler aracılığı ile yönetebilmek, kontrol edebilmek için
O ülkelerin geleceğinin yöneticilerini ,idarecilerini, siyasilerini, bürokratlarını, vs toplumsal kuruluşarı temsil edecek kadroları onlar için yetiştiren ve yetiştirdikleri insanlar ile o ülkeleri ABD ve İSARAİLE peşkeş çeken,
Yer üstü ve yer altı kaynaklarını sömürten bir ihanetten başka bi şey değillerdir ve asıl bu ihanetin farkında olan, içerisinde bulunan bu kadroların koşulsuz çok ağır bedeller ödemesi ve bunları kullanan ülkelerede ulusal ve uluslar arası kamuoyu baskısı ile çok ağır faturalar kesilmesi de yine İslam-i ve İnsani bir görev ve vebaldir.
Bu hassasiyetle tekrar sapla -samanın, yaşla- kurunun, mazlumla-zalimin, mağrurla-mağdurun, kul hakkı hassasiyeti ile kurulacak hassas ölçüler ile tartılması ve buna göre insanların hakkının teslim edilmesi gerekliliğinin altını önemle çizereken
Kıldan ince kılıçtan keskin bir görev ve sorumluluk noktasında bulunan yöneticilerimize tavsiyem;
Milletten aldığınız güç,takdir ve teveccühle bu ülkeyi siyasi ve bürokratik müesseselerinizle yönetiniz tamam da bu gücü ve iradeyi aldığınız millete, zulme lütfen çevirmeyiniz.!
Nitekim her zulüm ancak kanunlaştığı noktada kırılır.!
Beşeri Hakimiyetlerin Uhrevi Mahkumiyetlere Dönüşmemesi Dileklerimle.!
selam-saygı-dua...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.