1078 tarihinde fetih gerçekleşmiş, Erzurum artık bir Türk şehri olmuştu. Saltuklu Türkleri Tebrizkapı yöresine yerleşmiş, zamanla tüm şehre dağılarak anıtsal eserleri vücuda getirmişlerdi. Şehirde oluşan mahalleler anıtsal eserleri yaptıranların adları ile anılmış günümüze kadar gelmişlerdi. Bu mahallerden biride şehrin güneydoğusuna düşen Mehdi Abbas mahallesiydi.

Saltuklular döneminde yapılan anıtsal eserler, vakıf gelirleriyle yapılmış, Mehdiye Cami, Mehdiye Medresesi, Mehdi Abbas Zaviyesi ve kendi adına yaptırdığı halen varlığı devam eden Mehdi Abbas kümbetiyle günümüze gelmiştir.

4. Murat Revan seferine giderken 1635 yılında Narmanlı Caminin güneyinde Leblebici yokuşunun altında yaptırdığı taş köprüde mahalleli tarafından asırlarca kullanılmıştı.

Saltuklu, Selçuklu hakimiyetinde iken kurulmuş kadim mahallelerden biridir. Mehdi Abbas Kümbeti günümüzde varlığını korurken, Mehdiye Cami ve Medresesi zamana dayanamamış, hicri 1795 yılında Hacı Mahmut tarafından tamir ettirilmiş, ilerleyen yıllar içinde Cami hırpalanınca Alemdarzade Derviş Bey ve kardeşleri mescidi yeniden esaslı olarak tamir ettirmiştir.

Mehdi Efendi Mahallesinin bir diğer kahramanlığı 1856 yılında Ruslar gece karanlığından Erzurum'u işgal etmek için baskın yaptığı dört mahalleden biri olmasıdır. Uykudan uyanan mahalleli don paça katında elindeki ilkel silahlarla tam donanımlı Rus askerlerine gerçek bir mağlubiyeti tattırmış, Ruslar ölü ve yaralılarını bırakarak kaçmışlardı. Bu zafer sonrasında dört mahalleye Gavurboğan mahallesi unvanı verilmişti.

Bir zamanlar şehri çekirge sürüsü basmış çaresiz kalan halk Kırşehir'deki Ahi ocağından yardım istemiş, ocak tarafından gönderilen su caminin minaresine asılmış bir süre sonra sıvırcıklar gelerek çekirgeleri temizlemiş mahalleyi istiladan kurtarmışlardı. İşte bu olaydan sonra caminin adı Sıvırcık Camisi olarak kalmıştı. Caminin yanındaki çeşmeyi Karabağlı Muhammet Habip Efendi yaptırmış, ne yazık ki bu çeşmede suları akmayan çeşmeler gurubuna dahil olmuştur.

1871-1876 yılında Erzurum'daki Amerikan Kız Kolejinin müdiresi olan Meri Willims Petrick hatıralarında Muharrem ayında Balyoz sokaktaki İran konsolosluğu önünde toplanan Caferilerin tıpkı Kerbela'daki törenler gibi dövünerek Leblebici yokuşuna kadar gittiklerini burada geniş katılımlı törenlerin yapıldığını hatıralarında anlatmaktadır. Yine mahalleli ilkokul çağındaki çocuklarını Palandöken İlkokulunun yerindeki İptidai mektebe göndererek okuttuğunu kayıtlardan anlamaktayız.

Mahallenin coğrafi konumunu tarif edersek batı tarafında, Palandöken dağlarından gelen suların oluşturduğu dere ile sınırlanmış, Güneyinde Deli Ömer adlı kişinin tarlasıyla ün kazanmış, Kuzeyinde Narmanlı Cami ve Medreseleri ile birlikte Narmanlı Mahallesi yer almıştı. Mahallenin bir çok sokağından bazıları; Leblebici, Eyüp Düzü, Değirmi, Manolya idi.

Eyüp Düzü sokağı adını Eyüp Akkoyun'dan almıştı. Eyüp Akkoyun Osmanlının son, Cumhuriyetin ilk başlarında Habip Baba Türbesi karşısındaki dükkanında halıcılık yapmış dört kızı olan biriydi. Eyüp Düzü sokağının tüccarlarından Yaşar Koruk canlı hayvan tüccarlığı yapardı. Eyüp Akkoyun'un damadı olup Bilgi, Sevgi(Lehimler), Hikmet ve Bülent adında çocukları vardı.

TRT'nin ünlü sanatçılarından Fuat Lehimler bu sokakta oturanlardandı.(Ö:2006) Çocukları Neşe, Zafer, Emrah, Eren Lehimler olup Eren Lehimler ise halen Atatürk Üniversitesinde öğretim üyeliğini sürdürmektedir.

Dikici lakabına sahip Dursun Akkoyun Balkan Savaşına katılmış, 12 yıl Erzincan'da askerlik yapmış, Birinci Dünya Savaşına Sarıkamış, Köprüköy muharebelerine katılmış, Ruslara tutsak olmuş, sonrasında trenle elli gün elli gece yol alarak Sibirya'ya girmiş, ancak yol boyunca esir askerlerin çoğu bitlenmiş, tifo ve tifüs hastalığına yakalanarak vefat etmiş, kendisi sağ kalanlardan olmuştu.

Bu yolculuk Tanrı dağlarının dibindeki kampta son bulmuş, dört yıl burada diğer esir subaya ve askerlerle kalmış, Rusya'daki Bolşevik devrimiyle birlikte Alman subaylarla birlikte bir yolunu bulup önce Almanya'ya, sonra Türkiye'ye gelerek Kurtuluş savaşına katılmış , gazi olmuş ve 1971 yılında vefat etmişti.

Erzurum barlarının bir dönemler en ünlü barcılarından olan İhsan Ertugay'da Eyüp Düzü sokakta yaşamış, uluslar arasında ismi anılan barcılardan olmuştu. Babası berber Mustafa Ertugay'dı. Mustafa Amca berberliğin yanında diş çekimi gerçekleştirmiş ayrıca romatizmalı hastalara ilaç yapmasıyla meşhur olmuştu.

Tebrizkapısı'nda Şefiğin Kahvehanesi olarak ünlenen yerin sahibi Şefik Kökler'de bu mahallenin sakinlerindendi. Cambaz Tüfik İsmail renkli kişiliğiyle tanınmış, ölürken bile etrafındakilere "Çile Bülbülüm Çile" türküsünü söyletmesiyle akıllarda yer etmişti.

Demirciler çarşısında demircilik mesleğini icra eden Hacı Abdurrahman ve Behsat Ersamut'da bu sokakta oturanlardandı. Hacı Abdurrahman'ın çocukları; Servet, Behiç ve Fikret'tir. Servetin çocukları ise Nevzat, Cevdet, Cihan, Cahide ve Minedir. Behsat'ın çocukları ise Yaşar ve Mukrimedir.

Bir diğer mahalleli Fazıl Başlıcan DDY' da çalışmış çocukları, Erol, Fuat, Perihan, Türkan, İhsan, Mehmet , Remzi Başlıcan olup anneleri Şükriye hanım Palandöken Belediye başkanı Orhan Bulutlarında Bibisidir.

TRT sanatçısı İlhami Kamber bu mahalleli olup babası bir zamanlar Mumcu Caddesi'nde hizmet veren Oba Oteli'nin sahibi Ali Beydi.

TRT sanatçısı Muharrem Akkuş Mehdi Efendi'den çıkmış Erzurum ve Türk Halk müziğine büyük katkıları olmuş sanatçılarımızdandı.

Mahallenin Değirmi sokağında oturan Durak Özkavcı'nın yeğeni TRT sanatçısı Muammer Özkavcı'ydı. Ağır bakımda çalışan Binali Kavcı'da halen bu mahallede oturmaktadır.

Eyüp Düzü sokakta yetişen bir diğer hemşerimiz milli hakem Bahattin Göral'dır. Bir başka milli hakem Yılmaz Özturan ve Hoca Seyfettin Efendi Mehdi Efendide yetişenlerdendi.

Mahallenin bakkallarından Celal Efendi, Kemal Özkıran renkli simalardı. Kemal Bey'in çocukları; Yurda, Dursun, Erdal, Taner, Recep, Tülin mahalleye renk katanlardandı. Halen Ankara'da yaşmakta olan mahalle bakkalı bir dönemler veresiye kıralı gibiydi. Sandıkçı Fehmi Özkuran kombinada müdürlük dahil çeşitli memuriyetlerde bulunan Ali Özkıran, ünlü Noksani babanın torunu Makbule teyze, gönül eri, kilosundan dolayı şişko lakaplı Yılmaz amca, mahalleye ilk televizyon alanlardan Topal Kemal, çocukların Kuran öğreticisi bülbül sesli Ali amca ve babası, geçim sıkıntısı çeken Şevket amca, Osmanlı döneminde doğan Cumhuriyet Döneminde büyüyen Hulusi Özdemir ve daha niceleri mahallede hayatını sürdürenlerdendi.

Lakapları deli Karslılar olarak ifade edilen Osman ve Fuat Çubukçuoğlu kardeşler, bir dönemler mahalleye renk katan Alvarlı Muhammet Lütfü Efe, kasapbaşı Naim usta, pastırma, kavurma yapıp satan Saim usta Mehdi Efendi mahallesinin sakini idiler. Alvarlı Efe'nin oturduğu 2 katlı konak Mehmet Kobaza'nındı. Kobaza ailesi konağı efeye vermiş aynı zamanda hizmetinde de bulunmuşlardı. Mehmet Beyin oğlu Sıddık Kobaza Alvarlı Efenin sağlığında hizmetinde bulunmuş, ilerleyen yıllar Medine'ye gitmiş, Erzurum'dan gelenlerin hizmetinde bulunmuş , Medine'de vefat etmişti.

Mahallede en önemli isimlerden biri "gümüşgöz"dür. Peki nedir bu gümüşgöz? Osmanlının son döneminde yaşayan, bir gözü gümüş olan, bastonla gezen varlıklı bir kişidir. Leblebici yokuşunun üzerinde çeşme yaptırmış dolayısıyla bölge bu hayır sahibi kişinin adını almıştır.

Leblebici yokuşunun sağ tarafında Leblebici sokak, biraz ilerisinde Muti Bey sokak bulunmaktadır. Bu bölgede bir zamanlar halkın Selçuklu mezarı diye adlandırdığı Ahi Fahrettin'in mezarı bulunmaktadır. Dolayısıyla ahilik geleneğinin Selçuklular zamanından beri Erzurum'da hayat bulmuş olduğunun bir başka delilidir. Mezar taşının üzerinde kabartma kılıç ve kama resmi bulunmakta ve kayıtlara göre Ahi Fahrettin'in şehit edildiği anlatılmaktadır.

Leblebici yokuşu Erzurum'un Esat Paşa yokuşu gibi ünlü yokuşlarından biridir. Öyle ki geçmiş zamanlarda kışları kızağını alan çocuklar yokuştan aşağıya doğru kayarken, çocuklar arası yarışmalara sahne olmuştur.

Leblebici yokuşunun her iki yanında ağaçlı bahçeler bulunmaktayken ne yazık ki günümüzde yerlerinde yeller esmektedir.

Acılı yıllardır, Ruslar şehri işgal etmiştir. Mahalle halkı ölülerini başka yerlere götürüp gömemezler ve bahçelere gömmeye başlarlar. Leblebici yokuşunun sağ tarafında Leblebici mezarlığı, sol tarafında Gümüşgöz mezarlığı bulunmaktaydı. Böylece hayat ile mezarlıklar iç içe bir vaziyet alır. 1960'larda şehirde yapılan imar tadilatları sonucunda mezarlıklar kaldırılmış ve asri mezarlığa vefat edenlerin kemikleri nakledilmişti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hülya bolçay 6 ay önce

bu mahallede yaşayan at cambazı Tayfur BOLÇAY'ın torunu olarak size çok teşekkür ederim.kaleminize yüreğinize sağlık çok güzel tarif etmissiniz mahalleyi ve geçmişini ..başarılar diler diğer mahalleleride yazmanızı sabırsızlıkla bekleriz