Küsmek ve darılmak için
bahaneler aramak yerine,
Sevmek ve sevilmek için çareler arayın….     Mevlana
 
 
Küsme, çocuklar için yalansız, dürüstçe, katışıksız bir saflık; bizler için de gizlemeden yaptığımız gönül koyma, darılma durumudur.
Öğrencilerim, “Hayvanlar insanlar gibi küserler mi?” sorusunu sorduklarında, büyük çoğunluğu özellikle köpeklerin küslük tavrını takındığını ileri sürdüler. Bu tespit doğru değil mi?
Küsme fiilini insanlar için kullandığımız gibi nesneler için de kullanırız“Yemek vaktim geçince midem küstü.”, “Ağaç yerini sevmedi, küstü.”  deriz. Vatana küstüm diyene de rastlarız!   
 Büyükler, küçükken bizlere senden küstüm dediklerinde, küstüklerini gösteren en açık davranış ve tutumları; yalandan eliyle gözlerini kapatarak ağlama rolü yapmalarıydı.  Sevgi ve ilgilerini kesme ve esirgeme işareti yanında, verecekleri şeker ya da diğer hediyeleri bir daha vermeyeceklerini söylerlerdi. Bizlerin de büyüklerimize karşı küsmemiz; yalancıktan ağlamamız, yüzümüzü asmamız, nazlanmamız ve onlara sırtımızı dönmemiz şeklindeydi. Eğer nazımızla oynanırsa küsmemiz uzun sürmez, hemen gevşer barışırdık. Çünkü çocuklar büyükler kadar küslüğü uzun sürdürmeyi bilmezler.
Çocukların çabuk küsmelerine, çabuk barışmalarına rağmen bazı büyükler belki kolay küsmezler ancak çocuklar kadar çabuk da barışmazlar. Günlerce, aylarca hatta yıllarca küslüğü sürdüren büyüklere çevremizde şahit olmaktayız. Bazı yaşlılar da çocuklar gibi çok çabuk küserler. Çocuklar küstüğü arkadaşına karşı diğer arkadaşlarını da küstürmek isterler. Bir aile diğer bir ailenin tümüne karşı küstüğü gibi, bazı insanlar da kendisinin küstüğü insana karşı herkesin küsmesini ister.  Küsmediğini gördüğünde de küslük tavrını takınarak kızgınlıklarını belli eder.
         Hatırladığım kadar çocukluğumuzda bir şeyi arkadaşlarımızdan istediğimizde vermedikleri, oyundan çıkardıkları ya da oyuna almadıklarında gönül koyar, küserdik.
 Küstüğümüzde şehadet ve orta parmağı üst üste getirerek arkadaşımıza uzatır, küs derdik. O da parmakları indirirse küsmüş olurduk. Çok kısa süre sonra barışmak istediğimizde yine şehadet parmağımızla başparmağımızı halka yapar uzatırdık. Arkadaşımız da şehadet parmağıyla halkayı açardı,  barışırdık. Keşke büyükler de çocuklukların saflığını korusalardı da o derinden yaşanan küslükler olmasaydı.
İnsan sevdiği, vazgeçemediği, nazlandığı,  katlandığı, değerli ve kendine yakın bulduğuna küser. Kızma, uzaklaşmayı gerektirirken; küsme uzaklaşmayı değil, yine orada olduğunu, kendisinin anlaşılmasını ve kendisi için hâlâ değerli olduğunu bildirmektir.    Yabancıya, uzaktan tanıdığına ve nezaketten uzak kaba insana küsülmeyeceğini biliriz. Çünkü küsme, akıl işi değil, gönül işidir.  Akıl kırılmaz ama gönül kırılır. Küsmede gönül ve ruh zedelenir.Sevgimizin, güvenimizin ve beklentimizin büyüklüğü ne kadarsa, kırılmamız ve küsmemizin de büyüklük derecesi o kadar olur.
Küsmek her zaman insanlara karşı olmaz. Bazı insanlardan hayata küstüm,  bazısından kadere küstüm, bazısından da kendime küstüm sözlerini duyarız. İnsana karşı küslüğümüzü barışa çevirebiliriz; ancak hayata, kendimize ve kadere karşı küskünlüğümüzü barışa çevirmemiz kolay değildir. Çünkü huzurevlerinde kalan yaşlılarda,  hapishanelerde yatan mahkûmlarda, terör, iç savaş, deprem ve doğal afetler nedeniyle ailesini kaybedenlerde,  yatalak hastalarda, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi yerlerdeki sahipsiz çocuklarda, evlatları tarafından sahip çıkılmayan yaşlılarda bu duygu daha yoğun yaşanır.
Küsmede kişilik önemeli rol oynamaktadır. Çoğu kimsede küsme işi, alınganlığın ve beklentinin derecesine göre olur. “Gönül umduğu yerden küser” veciz sözü bunu ifade eder. Küstüğünüz insanın sizin küslüğünüzden haberinin olmadığı durumlar da vardır. “Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi yok” atasözümüzde de anlatıldığı gibi.   
Çabuk küsen, keşke çok çabuk barışsaydı. Ama durum öyle değil, insanın bazen çabuk küsmesi kadar çabuk barışması olmuyor. Küslüğün ileri safhası nefrete dönüşürse, bırakın barışmayı evliliklerde ayrılığa bile neden olmaktadır. Küsen insan eskisi gibi dostluk kuramıyor, soğumalar ve ilgisizlikler artıyor. Zamanla da kopmalar yaşanıyor. “Kırma gönül şişesini yapan bulunmaz.” dizeleri de buna işaret etmektedir. Lâkin işi yüzsüzlüğe vurarak küsmeyen, diyeceğini diyen ve hiç bir şey olmamış gibi davrananları da biliyoruz.
  Dostluğu sürdürmek, onu kaybetmemek isteyen insan, dostunu küstürmemeye gayret gösterdiği gibi, küstürdüğünde de derin bir pişmanlık duyarak, ondan özür dileyip barışı sağlamak ister.   
Küsmelerde insan içine kapanır, küstüğü insana karşı alınganlığı artar.  Geçmişe dönük yapılanları göz önünden geçirerek keşkeleri mırıldanmaya başlar. Eğer kendini sorgulayarak haksız hisseder, sessiz iç konuşmalardan sesli düşünmeye ve konuşmaya yönelirse ve karşısında ki de bunu olgunlukla karşılarsa barışa adım atılır. Küsende barışma becerisi, karşıdakinde de olgunluk tutum ve tavrı olmazsa barış olmaz. Dahası karşıdaki, bu iyi niyetli barış çabasını yeterli bulmayarak onu daha çok suçlamaya girişirse küslük devam eder. Bazı durumlarda barışmaya meyilli olunsada arabozucuların tutumu nedeniyle küslük devam eder.    
“Müslüman, müslümana üç günden fazla küs duramaz.”kutlu sözünün ışığında kimi hatırlı insanların, siyasi ve mülki yöneticilerin araya girmesiyle, dini bayramların manevi feyzinden de yararlanarak bazı küs insanlar, köyler, aşiretler barıştırılmaktadır.
İnsan -küs olduğu halde- “kol kırılır yen içinde”  anlayışıyla misafirlere, yabancılara karşı küs değilmiş gibi bir tutum içerisine girebilir. Hele hele devlet işinde küslüğün olamayacağını herkesin bilmesi gerekir. Siyasetin başında bulunan başkanların diğer başkanlara küsmeleri, kırıp dökmeleri, hakaretleri, çocuklarımız ve gençlerimiz için ne kadar kötü örnektir. Zaman zaman utanarak ve sıkılarak ne yazık ki bu durumu izlemekteyiz. Kim iyi bir yol, âdet ve örf koyarsa insanlığa büyük iyilik yapmış olur. Kim de bunların tersini yaparsa büyük kötülük yapmış olur.
 Küslerin barışmasında zaman önemli bir değerdir. Ortalık yatıştıktan sonra gerçek dostların aile ve eşlerin arasını bulması ve küslerin barıştırılması, takdirle karşılanan bir davranıştır.  Yalanın caiz olduğu yerlerden birisinin de yıkılmaya yüz tutmuş durumdaki yuvaları kurtarmak için olduğu unutulmamalıdır.
Küsmekten daha çok affetmek,  barışmak takdir edilen bir tutum ve erdemdir. Keşke büyüklerimizden daha çok küsmeyi değil de barışmayı, affetmeyi, konuşabilmeyi,  hatır ve gönlü almayı öğrenseydik. Büyüklerin çocuklarına bırakacağı en büyük miras düşmanlık değil, dostlukları kurabilmektir.
Bazı yörelerimizde İslamiyet’in şiddetle yasak ettiği kan davalarının, küslüklerin uzun süre devam etmesinde annelerin kara renkli elbiseleri ters çevirerek giymesi, kanlı gömleği duvara asması,  intikam duygularını körüklemek için ağıtları söylemesi önemli yer tutar. Bunun yanında aileler ya da aşiretler arasında çıkan kavgalarda barışı sağlamak için kafasındaki leçeğini çıkararak ortaya atan anneleri de unutmamak gerek.  
Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine,
Sevmek ve sevilmek için çareler arayın….     Mevlana
 
Not: Yazımın oluşmasına katkı sunan çok değerli ve sevgili Okul Öncesi İkinci Öğretim 4 sınıf, 2. grup öğrencilerime teşekkür ediyorum. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.