Tarihin en acı olaylarını yaşayan milletimiz ne yazık ki 1699 Karlofça'dan sonra yüzü gülmedi.
Özellikle 1770'deki Donanmanın yakılması, ardından Rusların bugün Ukrayna sınırları içindeki Hocalıda 25.000 Türkü hunharca şehit etmesiyle devam eden olaylarda dayanılmaz acılar yaşadı.
Kırım, Kafkasya asırlarca kan ağladı. Müslüman kanı aktı. 1864 Kafkas sürgünü inanılmaz acı ve gözyaşı ile Karadeniz sularında mateme dönüştü.
1911 yılında Libya'nın elden çıkışı bir başka acıya yelken açarken, 1912-13 yıllarındaki Balkan Savaşları 7.000.000 Müslüman'ın asırlardır yurt bildiği topraklardan sürülüp çıkarılmasıyla sonuçlandı.
Bir taraftan çeteler, bir tarafta soğuk, açlık, hastalık 2.000.000 insanın ölümüne sebep olurken İstanbul sokakları adeta can pazarına dönmüştü.
Tüm paşaları emekli edilmiş,  Alman Subayların komutanlığında girilen Birinci Dünya Savaşında Çanakkale, Galiçya, Allahu Ekber, Kanal, Basra-Bağdat hattında kaybettiğimiz canların tam sayısı bugün bile bilinmemektedir.
Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla birlikte son vatan toprakları bölüşülüp parçalanırken bize sadece Kastamonu ve çevresi kalıyordu.
Doğuda Ermeni, Güneyde İngiliz, Fransız, Antalya çevresi İtalyanlara, Ege ve İzmir Yunana teslim edilirken, Boğazlar İngiliz ve Fransızlara veriliyordu. Daha doğrusu buralar işgal ediliyordu.
Tüm şartlar Türk Milletinin aleyhineydi. Açlık, yokluk, kıtlık, hastalık kol geziyor birde bunların yanında Amerikan, İngiliz mandasını isteyenler türüyordu.
Yaşama azmini kaybetmemiş olan milletimiz Gazi Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının etrafında kenetleniyor ve Türkiye Cumhuriyeti çok acılarlar çekilerek kuruluyordu.
Genç Cumhuriyet daha emeklemekteyken Şeyh Sait, ardından Seyit Rıza ve benzerleri isyan ederek Anadolu insanının acısına acı katıyordu.
Derken 2. Dünya Savaşı başlamış devleti yönetenler bu kargaşada ülkeyi savaş ateşinden korumuş hiç bir vatandaşının burnunun kanamasına fırsat vermemişlerdi. Aslında bu büyük bir işti. Cumhuriyet bunu başarmıştı.
Derken 1960, 1971, 1980 ve 1998 yılları yaşanmış ihtilal ve darbelerin millete verdiği zararları bilelim ve son 15 temmuz 2016 darbesinin kardeşliğimize vereceği zararları en aza indirelim.
Kardeş olalım. Tarihten ders alalım. İbret alalım.
Konuşurken dilimize, yemek yerken yediğimizin helal olmasına özenle dikkat edelim. Arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi ötekileştirmeyelim.
Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın ortak adı olan Türk Milleti adıyla isimlendirelim. Bölücü ifadelerden uzak duralım.
Afganistan, Irak, Suriye Mısır ve diğer İslam ülkelerinde ABD ve müttefiklerinin yaptığı oyunları bozalım.
Sen şu, sen bu, diyerek etnik kökenlere, dini farklılıklara asla atıflarda bulunmayalım. Böyle yapanları kibarca uyaralım.
Tüm Vali, kaymakam, asker, polis, doktor, öğretmen, amir- memur olanlardan sadece Türkiye Cumhuriyetinin memuru olmalarını isteyelim. Bu vatandaşlarımızı asla "partinin, cemaatin, tarikatın, gurubun, sendikanın" adamı yapmayalım.
Kardeş olalım. Yunusun diliyle konuşup, Mevlana'nın hikayelerinden örnek verelim. Ali Şir Neva-i, Gaspıralı İsmail, Yusuf Has Hacip örneğimiz olsun.
Dede Efendinin mısraları, Itrinin gazelleri, Hacı Arif Beyin güzel sesi ortak paydamız olsun. Mehmet Akifleri hiç unutmayalım
On bin yıllık Dünya, Beş Bin yıllık Türk, 1400 yıllık İslam tarihinin doğruları önümüzü aydınlatsın.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.