Olmadı tabii.

Nazilli…

Ege’nin incisi, Aydın’ın gülü” diye tanımlanan inciri kadar lezzetli hoş bir ilçe.

Yerel yönetim başkanı da, “Okumak, yaşamak ve yaşlanmak için ideal şehir Nazilli” diye bir slogan koymuş sosyal medya hesabındaki ana duvarına…

Slogan güzel de;

MHP’nin sağlıkçı, öğretmen bu belediye başkanı, aynı zamanda Nazilli Belediyespor’un da onursal başkanı.

Yazımıza konu bu başkan Haluk Alıcık, meğer ne küfürbaz ve saldırgan biriymiş.

Geçen haftaki karşılaşmada, taraftarlarının dahi karanfillerle karşılayıp konuk ettiği Dadaşlar diyarı Erzurum Büyükşehir Belediyespor’un 4 golünü kalelerinde gören bu Alıcık, 80 dakika olduğu yerde esmiş savurmuş, ağzına geleni söylemiş, 80’inci dakikada hızını alamayarak mavi-beyaz yedek kulübesine inip, iddialara göre, ağır hakaretler ve sinkaflı küfürlerle buradakileri tehdit etmiş.

Ve bu sayın başkan, yine hızını alamamış, maçın bitim düdüğü çalar çalmaz hakemlerin üzerine yürümüş, hakaretlerine devam etmiş, sonra da bizim futbolcuları, yönetim ve taraftarları hedef alarak “Görürsünüz sizi şampiyon yaptırmayacağız. Bu seneki şampiyon İstanbulspor…” diye zevzekliğine devam etmiş.

Neyse ki bizimkiler, sevgili Zafer Aynalı’nın ifadesiyle “seviyesine inmedik” şeklinde karşılık dahi vermemişler.

Ve bu zat-ı şahaneleri başkan, yavuz hırsız misali hafta başı kulüp başkanı Erdoğan Eker ile bir basın toplantısı düzenleyerek, ekibine hazırlattığı 16 pozisyona da dikkat çekip, “Bunu ulusal medya kullansın!” talimatını verdi.

Heç oldii?

Bayım sen şimdi MHP’li misiin, ulusalcı mısın pek anlayamadım.

Gerçi bu hatayı pekçok kişi yapıyor ya… Ulusal Basın… Naçizane bendeniz ‘ulusal basın’ diye bir kavramı kabul etmiyorum. ‘yaygın basın’ ifadesinin kullanılması gerektiği iddiasındayım.

Sayın başkanın bu basın toplantısı görüntüsünü baştan sona seyrettim. Oynadıkları Diyarbakır maçında sahaya çakı makı bişiler atmışlar, tutanak tutulmamış, önceki maçlardan da eksiklikleri var, bizim karşımıza 5 oyuncu eksikle çıkıp maçı kaybedince, vay efendim “Erzurumspor Yalova’da 5 gün kamp yapmış. Ali Demirhan da Yalova’da inşaat işi yapıyormuş. Sonra maça gelinmiş. Tutmuş Yalovalı bölgesinden hakem vermişler bu maça. Hakemler de penaltılarını vermemişler. A ha size pozisyonlar…

16 tane pozisyon veriyor görselden. Seyredebilirseniz, ne kadar saçmalandığına siz de hak verirsiniz.

Sayın Başkan, eğer bizi temsil eden bu takıma ve yöneticilerine ve taraftarlarına kürür etti isen, senin seviyene inmiyor, seni partine havale ediyoruz.

Zira hakkınızda yaptığım küçük bir araştırmada da, buna benzer vukuatlarınızın olduğunu gördüm ve üzüldüm.

İki tane gariban belediye mezarlık işçisini küfürlerle darp etme hikâyen, 72 yaşındaki Güldane Çağlayan olayında Aydın Haber Ajansı Spor Müdürü Eşref Özbağcı’ya ana avrat küfür skandalların hıyar gibi duruyor sanal ansiklopedide.

Ekmeğinizi zorluklarla kazanıp, oylarınızı da bir dönem sonra 10 puan artırıp ikinci kez seçilmişsiniz ilçenize. Keşke, sayfanızdaki ana sloganınız gibi kalsaydınız.

Yüksek sesle haykırdığınız, “İstanbulspor’u şampiyon yapacağız” söyleminiz, bu hafta deplasmanda karşılaşacağınız bu takıma ince bir mesaj mı yoksa sporu bu denli seven Nazillililer’e af göndermesi mi?

EY – OFF!

Gelelim bizim Erzurum cenahına.

Şahsen tanıdığım kadarıyla ‘beyefendi‘ gördüğüm bizim kulüp başkanı Ali Demirhan, tam tersine, Nazilli Belediyespor Başkanı Erdoğan Eker’in kendilerini çok iyi misafir ettiğini belirterek, “Camiam adına kendisine teşekkür ediyorum” dedi.

Erzurum Büyükşehir’in belediye, kulübün de has ve as başkanı olan Mehmet Sekmen, belediyenin ve şehrin büyüklük sıfatı gibi konuya ne dâhil oldu ne de cevap verdi bildiğim kadarıyla.

Zira Sekmen, onurlu bir görev uluslararası bir organizasyonda ev sahipliği sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyordu.

Her ne kadar organizasyon farklı birimlerce idare edilip yönetilecekse de, tüm olumsuzluklar Şehreminine fatura edilecekti.

Samsun’dan seçilenlerin Erzurum’a bakışlarının değişmediğini bir kez daha gördük bu oluşumla.

Detayına girmek istemiyorum.

Birilerinin ‘görkemli’ benim ‘fiyasko’ dediğim açılış törenine saatler kala aracımla atlama kuleleri, salonlar, kayak merkezi ve oyunlar köyünü tek tek gezdim. Bazılarını fotoğrafladım ve sosyal medya hesabımdan ‘hazırız’ diye heyecanıyla paylaştım. Hatta yurtdışındaki bazı paydaş arkadaşlarım bile “Bu ne heyecan Muhammet? Sen mi yapıyorsun bu oyunları?” diye takıldılar.

Ben her çalışmamda 35 yıl önceki heyecanı taşırım. Bu duygu biterse bende, mesleki aşkımda sona ermiştir zaten.

Aynı heyecanlı stadyuma gidip önceden biraz fotoğraf çalışayım dedim.

Üniversite kavşağına geldim, şehrin can damarı yol kesilmiş, ‘yassah’…

Biz bu taraftan, koca Dadaşkent ve Ilıca öteki taraftan tutulmuş belli ki.

Boynumda iki karıç, aracın önünde yarım metrekare akredite kartımı gösterdim.

ııh… Giremezsiniz… Burası VİP yolu

Kardeşim bu kadar makine, tripod vs. nasıl taşıyayım ben oraya?”

Haklısın da birader az önce canlı yayın için gitmek isteyenlere de aynı şeyi söyledik. Onlar sırtlandı götürdüler.”

Ben de yuttum…

Görevli, “A ha bu yaşlı amcalar teyzeler de yürüyorlar” deyince

Kızgınlığım bir kez daha arttı…

İçimden kocaman bir “afferin” çekerek, güvenlik için “kolay tedbir - yassah” ı tercih eden yöneticileri içimden kutlayıp ofisime döndüm.

Açılışı televizyondan seyredip, ekran fotoğraflarıyla içimdeki önleyemediğim gazetecilik tutkusunu yenecektim güya.

TRT Spor kanalı açılış dakikasına kadar uzaktı oyunlardan.

Büyükşehirin omuzlarında ayakta duran, iş yapan Kardelen’e mahkûm kaldım.

Ekranda, Erzurum sokaklarında vatandaşa mikrofon uzatılmıştı. Eyof2017’nin ne anlama geldiği soruluyordu.

Bizlerin bile bihaber olduğumuz yaşadığımız süreçte vatandaş bunu nasıl tanımlayabilirdi ki?

Bir beyden tek bir cevap dikkatimi çekti ve yetti de yazının özüne…

Vatandaş dedi ki: “Eyof, yani Eyyy! Yeter! yani Offf! demek”

Şimdi diyeceksiniz ki heç oldi?

Ele bir oldi ki…

Sonrasını televizyon ekranlarından siz de seyrettiniz.

Kendini tutamayarak o soğukta koca yolu tepen birkaç seyirci, görevli, katılımcı, sporcu, protokol ve yancılarına sergilendi açılış saçma sapan koreografilerle…

Son söz…

Kayak tesislerinden aracımla inerken, batmak üzere olan güneşin sapsarı ışığı Palandöken’in eteklerindeki buz kristallerini yer yer dalgalı elmas kümesine dönüştürmüş ileride villaların çatılarından aşırıyordu tabyalara doğru.

Trafiğin pek de olmadığı yalın yolda ise, sağlı sollu Büyükşehir Belediyesi’nin turuncu formalı iki temizlik işçisi ellerinde süpürge ve çöp kürekleriyle temizleye temizleye geliyorlardı koca yolu Palandöken’e yukarı…

Fotoğraflarını çektim keyifle. Bu fotoğraf Sekmen’in bütün hassasiyetini anlatacaktıErzurum’u resmedecekti bence dünya kamuoyuna…

Ne yaptım biliyor musunuz?

Hiç yapmadığım bir şeyi yaptım.

İçimde son 4 yılın kırgınlığı ve son kızgınlıkla ofise geldim. İlk işim o fotoğrafı silmek oldu….

Diyeceksiniz ki heç oldii?

Ele bi oldi ki; benim faturam da bu olsun!

Hem bunun daha önümüzdeki papatya mevsimi öncesine yazısı vaaar turası vaaar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.