ÇOCUKLARIMIZ CAHİLLİĞİMİZİN KURBANI OLMAMALIDIR.

Bilimsel olarak bütün çocuklar gelişimsel ve davranışsal açıdan risk altında bulunmaktadır. Pek çoğumuz her çocuğun sağlık, gelişim ve başarı konusunda eşit şansa sahip olduğunu düşünürüz.

ÇOCUKLARIMIZ CAHİLLİĞİMİZİN KURBANI OLMAMALIDIR.

Bilimsel olarak bütün çocuklar gelişimsel ve davranışsal açıdan risk altında bulunmaktadır. Pek çoğumuz her çocuğun sağlık, gelişim ve başarı konusunda eşit şansa sahip olduğunu düşünürüz.

23 Ocak 2014 Perşembe 11:26
ÇOCUKLARIMIZ CAHİLLİĞİMİZİN KURBANI OLMAMALIDIR.
Bilimsel olarak bütün çocuklar gelişimsel ve davranışsal açıdan risk altında bulunmaktadır. Pek çoğumuz her çocuğun sağlık, gelişim ve başarı konusunda eşit şansa sahip olduğunu düşünürüz.
Bebekler doğdukları andan itibaren birbirleri ile fizyolojik, psikolojik ve çevresel anlamda aynı koşullarda değildir. Birbirlerinden tamamıyla farklı gelişmek üzere doğumdan itibaren değil, anne rahmindeki gelişimleri ile yaşamaya başlarlar. Bazı bebekler hem biyolojik, hem bakım hem de sosyal-çevresel olmak üzere, büyüme ve gelişimleri etkileyecek dezavantajlarla dünyaya gelirler.
Büyüme ve gelişimi zorlayıcı faktörler farklılıklar gösterir, önemli olan risk faktörlerinin belirlenmesi ve kontrol edilebilirliğidir. Böylece risk altındaki bebek ve çocuk nüfusunun azaltılması ve sağlıklı büyüyen, gelişen ve başarılı çocukların sayısının artırabilmesi sağlanacaktır.
Yapısal anlamda pek çok risk grubu vardır. Risk gurubundaki çocukların tanımlanmasından başlayarak kuramsal çerçeve içinde bu konuya dikkat çekilmeye ve bu çocuklara karşı duyarlığın artırılmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.
Peki, çocuğumuzun bu riskli gruplardan birine dâhil olup olmadığını nasıl anlayacağız?
Bu sorunun cevabı için ilk öncelikle risk gruplarını tespit edip bunların hangi sınıflar olduğunu anlayıp sonra kendi çocuğumuz üzerinde tespitler yaparak anlayabiliriz.
Risk grubu olan çocuklarda üç ana sınıflandırma vardır bunlar;
1. Oluşmuş Risk Grubu: Bir problem yokmuş gibi görünür ancak çocuğun doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası ile ilgili bazı risk faktörleri nedeni ile gelişimde farklılıklar, yetersizlikler olabilir. Bu gruba genetik problemler dâhil olmaktadır.
2.Biyolojik risk grubu: bu kategoride ise genellikle prematüre ve doğum ağırlığı olan bebekler dâhil olur.(Prematüre Bebek: Bazı bebekler normal gebelik süresi olarak kabul edilen 38-40 haftayı tamamlamadan, 37 haftanın altında erken doğarlar. Böyle bebeklere prematüre bebek denir.)
( Doğum Ağırlıklı Bebekler: Zamanında doğsalar bile çeşitli nedenlere bağlı olarak vücut ağırlıkları 2500 gramın altında olan bebeklerdir)
Eğer sizinde çocuğunuzun prematüre yani erken doğumla dünyaya gelmişse almanız gereken önlemler var. Bun önlemler daha hastaneden taburcu olmadan başlar ve taburcu olduktan sonra da devam eder. Bu çocukların gelişimleri için anne ve babanın bu konuda eğitim almaları çok önemlidir.
Ayrıca: Hamilelik sırasında annenin geçirdiği rahatsızlıklar, kalp, şeker, kızamıkçık gibi hastalıklar anne karnındaki bebeğin gelişimini olumsuz etkilemektedir.
3.Sosyal-çevresel risk grubu olarak ele alınmıştır. Bu sınıflandırmanın en önemli başlıklarından biri muhakkak ki yoksulluktur. Çünkü yoksulluk bebekler ve çocuklar için büyüme ve gelişmeyi engelleyen en büyük faktördür. Yoksulluk içinde doğan bebeklerde düşük doğum ağırlığı, prematüre doğumlar, hastalıklar veya engellikler yüksektir. Hatta bu bebeklerin ölüm riskleri bile vardır. Yoksullukla mücadele eden ailelerde çocuklar istismar ve ihmale uğrar. İhmal ve istismara uğramış çocuklar okul başarısızlığı, intihar, suça yönelme, madde bağımlılığı, sokak yaşamı ve uygun olmayan işlerde çalışma ve duyuşsal-davranışsal problemlere neden olur.
Ebeveynler gerçekte çocuklarının davranışlarını kontrol etmek için fiziksel cezayı bir disiplin olarak benimsemektedirler. Çocuğa bilinçli olarak hasar vermek, tokatlamak, vurmak gibi örnekler sıralanabilir. Çocuğa bilinçli olarak hasar vermek, tokatlamak, vurmak gibi örnekler sıralanabilir. Çocuğuna sürekli bağıran ve azarlayan bir ebeveyn çocuğunu duygusal olarak olumsuz yönden etkilemektedir. Yeterli sevgi gösterememe, tehdit edici şekilde davranma, çocuğunu reddetme gibi davranışlar tanımlanabilir.
Çocuk istismarlarının yaklaşık, %15 gibi bir oranın cinsel istismar olarak görülmektedir.
Bu cezaya maruz kalan çocuklarda çürükler, kırıklar, ürkek ve güvensizlik gibi belirtiler oluşur. Bu da çocuğun öğrenme güçlükleri çekmesine neden olur.
Çocukta benlik saygısı, öz güven zayıflar ve başarısızlıklar gözlenebilir.
Ülkemizde çocuk ihmali ve istismarı son yıllarda toplumsal bir sorun olarak daha fazla üzerinde durulan bir konu haline gelmiştir. Yasalar üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme kanunu 1983 yılında yürürlüğe girmiştir. Çocuk Mahkemeleri Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve İş Kanunu gibi pek çok önleyici ve iyileştirici düzenlemeleri getirmeye çalışmaktadır
Öneriler ve Nasıl önlem alınabilir: sadece ana-baba ya da çocuktan sorumlu kişiler değil toplumun tüm bireyleri çocukların ihmali ve istismarının önlenmesi için hedef kitle olarak görülmelidir. Kitle iletişim araçlarının yoğun olarak kullanılarak; çocuk bakımı gelişimi ve eğitimi konusunda herkes bilinçlendirilmelidir.
‘’Suçlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır’’ ifadesi, çocukların her dakikasında dört ciddi suç işleyen insanların yaşadığı bir dünyada doğmaktadırlar.
Çocuğun gelişimi açısından bakıldığında gelişiminin ilk evrelerinde çocuk anti-sosyal davranışlar sergileyebilir. Küçük yaşlarda önemsiz suçlar işleyebilirler. Örneğin yasak bir bahçeden meyve çalan bir çocuğun ileride suçlu olacağı söylenemez. Özellikle çocuklar ergenlik döneminde suç işlemeye eğilimlidirler. Çünkü ergenler normal koşullarda çevreye uyum sağlayabilecekken koşulların sağlıksız ve yetersiz olması nedeniyle çok kolay suça itilebilirler.
Önlemler: Çocukların korunması konusunda ‘’ Polis, yardım isteyenlere yardıma muhtaç, sakat ve güçsüzlere yardım etme ifadesi’’ Polis Vazife ve Salahiyet kanununun ilk maddesi olarak düzenlenmiştir. Suç işleyen, suça yönelen, suça maruz kalan, ihmal ve istismar edilen sokakta yaşayan terk edilen çocuklara yönelik görevler Emniyet Teşkilatı tarafından yürütülmektedir.     
Gelişimi tehlike altında olan çocuklar için tek çözüm; Erken çocukluk eğitimi.
‘’ Erken fark etme’’, ‘’Erken tanı’’ ve’’ Erken müdahale’’ gerekli tedbirlerle derhal müdahale edilmelidir. Çünkü çocuklar büyüme ve gelişim hızı devam eden bir süreç içindedirler. Bu nedenle ‘’Erken müdahale programları’’ geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Yapılan araştırmalar, çocuk gelişiminin kritik dönemi olarak kabul edilen 0-8 yaş döneminde uygulanan erken eğitim programlarının sonuçlarında, bu programlara katılan çocukların gelişim düzeylerinin artığını, ebeveynlerinin tutum ve davranışlarının değiştiğini sadece çocukta değil tüm ailede yaşam kalitesinin artığını ortaya koymuştur. Elbette ki, çocukların bakım, büyüme ve gelişimsel gereksinimlerin ebeveynlerin yaşamlarıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle Erken Çocukluk Eğitim Programları doğrudan ebeveynleri de kapsamaktadır. Erken çocukluk eğitim programından izleme çalışmalarıyla sürekli çocuklar için risk oluşturabilecek tüm faktörler kontrol edilebilir.
Sonuç olarak; ergenlik yaş döneminin suça itilme için önemli bir risk faktörü olduğu söylene bilir. Ebeveynler ve eğitimciler bu yaş döneminin gelişimsel özelliklerini ve zorluklarını ve risklerini bilirse ergeni daha iyi anlar ve destek olabilirler.

Editör

Son Güncelleme: 23.01.2014 11:28
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner514