ÇIĞ ALTINDA AHMET KAYA’YI TANIMAK…

Pazar günü akşam, bir sendikanın düzenlediği “Kar Şiirleri Şöleni” için gittiğimiz Ağrı’dan gece Erzurum’a dönmek için yola çıktık…

ÇIĞ ALTINDA AHMET KAYA’YI TANIMAK…

Pazar günü akşam, bir sendikanın düzenlediği “Kar Şiirleri Şöleni” için gittiğimiz Ağrı’dan gece Erzurum’a dönmek için yola çıktık…

13 Mart 2012 Salı 10:02
ÇIĞ ALTINDA AHMET KAYA’YI TANIMAK…
Hava soğuk… Hava puslu…

Tipi gemi ağzına almış bir aygır gibi…

Can alıcı gibi…

Tipinin doldurmak ve kapatmak için iştahlı olduğu yolun zemininde yer yer buzlanma var…

Gece 21.30 suları…

Eleşkirt’i geçeli 10-15 km olmuştu ki, dik yamaçlardan hışımla gelen çığ kütleleri, önümüzdeki tırın altından ve üstünden akarak yolu trafiğe kapatmıştı… Olay biz oraya varmadan beş dakika önce olmuştu…

Tır devrilmemiş, tırın ön tarafı altındaki kar kütleleri yüzünden havaya kalkmış…

Tırın kapılarının açılması mümkün değil, çığ sıkıştırmış…

Tam çaresizliğin fotoğrafı…

Gece, soğuk, tipi, tabiatın gazabı…

Daha bir iki saat önce okunan kar şiirlerinin büyüsü yerini karın hışmına bırakmıştı.

Çığın diğer tarafında bir greyder göründü; ama bu kar kütleleriyle asla baş edecek gibi değildi. Adının Ahmet Kaya olduğunu öğrendiğimiz greyder operatörü, bizim minibüsün arkasındaki iki otomobille konuştuktan sonra bizim yanımıza geldi.

“Lütfen beni bakımevine yetiştirin, bu çığa greyder çaresiz kalır. Beni kepçeme kavuşturun, dozerimi alıp geleyim de yolu açayım. Yazık tır sürücüsüne… Yazık yolda kalanlara… Lütfen beni yetiştirin!”

Karayolları işçisi Ahmet Kaya’yı minibüsümüze aldık ve Eleşkirt’e doğru 10 km. kadar geri, karayolları bakımevine geldik. Yolda Ahmet Kaya, bize nasıl dualar ediyor, nasıl teşekkürler ediyor! Biz de yolumuzu açacağı için ona teşekkür ediyoruz. Meğer kendisini bakımevine, kepçesine yetiştirmesi için rica ettiği otomobil sürücüleri duyarsız davranmışlar, kıllarını kıpırdatmamışlar, çığın önünde öylece otomobillerinde beklemeyi yeğlemişler. Bunun üzerine bize ricada bulunmuş… 

Ahmet Kaya adlı işçi, kepçesini alıp çığ mahalline dönerken, bakımevinde bir başka işçi bizi güler yüzüyle karşıladı, çay ikram etti, içimizi ve ruhumuzu ısıttı…

O an tanıdığımız bu iki insanın yüzlerindeki görev aşkı ve tebessüm hepimizi çok etkiledi. Önce bize moral ve umut verdiler, bizi rahatlattılar…  30-40 dakika sonra Ahmet Kaya yolu açtığını bakımevine telefonla haber verince tekrar yola koyulduk ve Erzurum’a döndük…

Biz şiir yazıyorduk belki; lâkin Ahmet Kaya’nın yüreği şiirdi.

Tabiatın, havanın ve yolun yolcu için en olumsuz zamanında onda gördüğüm insan sevgisi, görev aşkı beni duygulandırmıştı…

Yolların kapattığı köylerde hastaya koşan onlar...

Yolda kalana Hızır oldular…

İlk yardımı yapan onlar…

Dağ başında 24 saat yolcunun ve köylünün dünya ile iletişimini sağlayan onlar…

Issız dağ başlarında, hudut karakolu gibi şanlı bayrağımızın altında aşkla bekleyen onlar…

Tabiatın ruhundan anlayan, herkesin ürktüğü zor tabiatla bütünleşip onu seven, hava durumu nasıl olursa olsun yüzleri ve yürekleri şen olan onlar…

Issız bir dağ başında bir bakımevinde vatan nöbeti bekleyen onlardı…

İnsanlara yardımcı oldukça mutlu olan, en zor şartta işe koyulmaktan üşenmeyen, tam aksi zorlukların vicdanlarını motive ettiği kar kaplanıydı onlar…

Eleşkirt-Erzurum yolunda tanıdığımız Ahmet Kaya onlardan sadece biriydi.

Onun açtığı yolda ilerledik…

Tıpkı insanlığın önde gidenleri gibi…

Bu bağlamda Karayolları’nın tüm çalışanlarını saygıyla selamlıyorum…

Editör

Son Güncelleme: 15.03.2012 09:05
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner514